Street Fighter (2026): Yarıda Kesilen Kombo
Capcom’un efsanevi dövüş oyununun film uyarlaması Street Fighter, 16 Ekim’de vizyona girdi. Bad Trip‘in yönetmeni Kitao Sakurai’nin imzasını taşıyan, 1993’te geçen filmde Ryu’yu Andrew Koji, Ken’i Noah Centineo, Chun-Li’yi Callina Liang, M. Bison’u ise usta oyuncu David Dastmalchian canlandırıyor. Serinin 1994’teki Van Damme’lı uyarlaması zamanla, büyük ölçüde Raul Julia’nın Bison’u sayesinde, sevilen bir kült filme dönüşmüştü. Sakurai’nin versiyonu ise aslında iki ayrı film. Turnuva başlayana kadar kendinden emin, renkli bir atari salonu fantezisi izliyoruz. Turnuva başladıktan sonra elimizde kurgu masasında dağılmış bir yığın görsel kalıyor.

Street Fighter: Yarıda Kesilen Kombo
Hikâye
1987’deki ilk Dünya Savaşçı Turnuvası’nda, usta Gouken’in (Don Lee) yanında kardeş gibi büyüyen Ken ve Ryu’nun hikâyesiyle başlıyoruz. Turnuvada Ryu şampiyon oluyor. Ama bu zafer onu içindeki karanlığın ve Dark Hadou’nun eşiğine getiriyor. Altı yıl sonra Ken Masters, reklam anlaşmalarıyla geçinen bir magazin ünlüsü. Ryu ise kimsenin yemediği ramenleri satan bir tezgâhta çalışarak münzevi bir hayat yaşıyor. Shadaloo’nun başındaki M. Bison, Ryu’nun gücünü ele geçirmek için ikinci bir turnuva düzenliyor. Bison adına şampiyonları yeniden bulma görevini üstlenen Chun-Li, babasının intikamının peşindeki gizli bir Interpol ajanı.
Animasyon
Filmin en güçlü kozu, açılışı ve geçmişe dönüşleri (flashback) taşıyan, Titmouse imzalı elle çizilmiş 2D animasyon. 90’lar animesinin kanlı, keskin estetiğini Leo Birenberg ve Zach Robinson’ın tekno müziğiyle birleştiren bu bölümler, iki zamanı birbirinden ayırırken filmin mitolojisini de kuruyor. Street Fighter II: The Animated Movie‘ye duyulan sevgi en çok burada hissediliyor. Sorun şu ki animasyon her bittiğinde canlı aksiyona dönmek bir rütbe kaybı gibi hissettiriyor.

Street Fighter: Yarıda Kesilen Kombo
Bir Ruh Hali Olarak 1993
Sakurai, 1993’ü bir tarih olarak değil, bir ruh hâli olarak kuruyor. Bulanık 4:3 görüntüler, sahte magazin programları, Ken’in Duracell ve Jolt Cola reklamları, dönemin rock’ı, elektrosu, 2Pac’i ve elbette 4 Non Blondes’un “What’s Up”ı. Ryu’nun 1987’den beri Walkman’inden düşürmediği, dövüş öncesi sığınağı olan bu şarkı, Ken’in hem karaoke şovuna hem de dostunu kendine getirme çabasına dönüşüyor ve kardeşliğin marşı oluyor. Dastmalchian da Raul Julia’nın meşhur “Tuesday” repliğine selam vermeyi ihmal etmiyor.
Tarihsel tutarlılık ise pek umursanmıyor. Ken’in adına çıkacağı müjdelenen Taco Bell Gordita’sı o yıl henüz menüde yoktu. Bu bir dikkatsizlik değil. Film bir dönemi değil, o döneme dair zihnimizde biriken her şeyi aynı kareye yığıyor.
Oyuncular
Dastmalchian’ın Bison’u, Julia’nın kabadayılığıyla yarışmaya kalkmıyor. Onun yerine yanık et kokusundan kendinden geçen, çevresindeki herkese iştahla yaklaşan sapkın bir kötü kuruyor. Dastmalchian mükemmel bir oyuncu ve hakkını veriyor ama performansı içinde durduğu metinden büyük. Bison’un ne olduğu, diktatör mü, iş adamı mı, yoksa sadece parası bol bir deli mi olduğu bile film boyunca belli değil.
Koji, Warrior‘dan tanıdığımız fiziksel ustalığıyla Ryu’nun suskunluğunu hem acıyla hem beklenmedik bir komedi zamanlamasıyla oynuyor. Filmin omurgası Ryu ile Ken’in kırgın kardeşliği, onu taşıyan da Koji. Centineo’nun Ken’i eğlenceli bir ahmak, o kadar. Kendi efsanesine inanmış, arabalara ve hayvan kostümlü adamlara karşı şov dövüşleri yapan bir reklam yüzü. Aksiyonda sırıtmıyor ama rolü, eğlendirmenin ötesine geçmiyor. Menajeri Dan Hibiki rolündeki Andrew Schulz da bu kas yığınının ortasındaki tek yumuşak nokta ve filmin sürpriz kozu.
Liang’ın Chun-Li’si filmin en iyi kozlarından biri. Rol için hazırladığı fiziği ve somut öfkesiyle öne çıkıyor. İntikam hikâyesi, dağınık anlatı içinde yönünü kaybetmeyen tek hat. Reigns’in Akuma’sı az görünüyor ama eski usul bir kötü olarak atmosfere çok yakışıyor; efektleri de gerçekçi duruyor.
Yan kadro eşit pay almıyor. Vidyut Jammwal’ın Dhalsim’i, Orville Peck’in maskeli Vega’sı ve 50 Cent’in M saçlı Balrog’u oyundan fırlamış gibi duruyor ve tip olarak akılda kalıyor ama görüntünün ötesine pek geçemiyorlar. Cody Rhodes’un sarı peruklu Guile’ı belki filmin en komik karakteri ama dövüşlerinden biri kamera dışında çözülüyor ve onun da neden orada olduğu hiç netleşmiyor. Zayıf halka Jason Momoa’nın Blanka’sı: Tamamen CGI, hikâyeye pek katkısı olmayan, replikleri ve koku esprisi suya düşen bir canavar.

Street Fighter: Yarıda Kesilen Kombo
Dövüşler
Tek tek bakınca dövüşler iyi. E. Honda’nın Yüz El Tokadı, Guile’ın Flash Kick’i, bonus turundaki araba dövme sahnesi hayranları gülümsetecek. En iyi iki an, Ryu ile E. Honda’nın buhar içindeki hamam dövüşü ve Ken ile Ryu’nun yağmur altındaki yüzleşmesi. White Zombie eşliğindeki Kara Ryu ve Akuma karşılaşması da sert. Ama turnuvanın kendisi cılız, eleme serisinin çoğunu göremiyoruz. PG-13 derecesi aksiyonu güvenli, çizgi roman tarafında tutuyor. John Wick sonrası sertlik ya da eski usul bir dövüş sanatları filmi arayan, aradığını bulamaz.

Street Fighter: Yarıda Kesilen Kombo
Mizah ve Bakış
Mizah bazen isabet, bazen ıska. Schulz, Rhodes ve ring spikeri Eric André güldürüyor. Blanka esprileri, kaba erkek şakaları ve uzadıkça uzayan skeç tadındaki sahneler ise düşüyor. Oyuncuların konuşurken durmadan tükürük saçması da filmin istemsiz şakalarından biri.
Film şehvetle dolu ama bu enerjinin nereye aktığı belli değil. Bison’un ayak fetişi ve şiddetten aldığı haz, Guile’ın homoerotik kaymaları, Vega’nın pençeleri; kimi tutuyor, kimi tutmuyor. Bu malzemenin içinde maço erkekliğin kendi gülünçlüğüne bakan bir film saklı ama Sakurai ne tam üstüne gidiyor ne de bırakıyor. Asıl rahatsız edici olan, Chun-Li’nin buharlı duş sahnesi ve kameranın kadın oyuncuların bedenlerinde amaçsızca oyalandığı çekimler. 1994 yapımı Street Fighter II: The Animated Movie‘deki benzer sahne hikâyeye hizmet ediyordu; burada geriye yalnızca bakış kalıyor.

Street Fighter: Yarıda Kesilen Kombo
İkinci Yarı ve Final
Spoiler uyarısı: Bu bölüm filmin ikinci yarısına ve finaline dair ayrıntılar içeriyor.
Kırılma noktası net: Turnuvanın başladığı an. O ana kadar ton tutarlı, tempo akıcı. Sonrasında hikâye hiçbir yere varmayan yan kollara bölünüyor, işlevsiz on dakikalık bir bölüm araya giriyor, sahneler açıklanamayan bir sırayla diziliyor. Replikler giderek konuşanın ensesinden geliyor, gürültülü ses miksi diyalogları bastırıyor. Ryu ile Ken’in güçlerine dair kritik bilgiler film bir saati geçtikten sonra geri dönüşlerle geliyor. Bison ve Akuma aynı ganimeti bekleyip birbirlerinden habersiz kalıyor. Finalden önce uzayan Ryu-Ken hesaplaşması da işi ağırlaştırıyor.
En büyük darbe finalde. Bison’la beklenen hesaplaşma gerçekleşmiyor, bir devam filmine saklanıyor. Bu açık uçlu bir final değil, yarım kalmış bir film. Devamı hak ettiğini peşinen varsaymak da hak edilmemiş bir özgüven.

Street Fighter: Yarıda Kesilen Kombo
Sonuç
Street Fighter esasen hayranlar için. Kostümlere, setlere ve hamlelere sadakati, atari salonlarında jeton harcamış izleyiciyi mutlu edecek. Oyunu tanımayanlar kalabalık kadroda kaybolacak, salondan düzgün ama sıradan bir aksiyon filmi izlemiş olarak çıkacak. Kült olur mu? Belki. Van Damme’lı film de sevilmek için yıllarca beklemişti.
Asıl mesele şu: Bu, kaçırılmış bir fırsat. Muhteşem bir animasyon, metnini aşan bir kötü, sağlam bir Ryu, yönünü bilen bir Chun-Li ve akıcı bir ilk yarı var. Ama dağılan kurgu, cılız turnuva ve toparlanamayan ikinci yarı, Sakurai’nin coşkusunu bir bütüne dönüştürmüyor. Street Fighter doğru hamleleri biliyor ama komboyu tamamlamayı beceremiyor.