East of Eden: “Seçebilirsin”
Sevilmek uğruna ne kadar ileri gidilebilir? İyilikle kötülük arasındaki çizgiyi ne belirler; doğamız mı, seçimlerimiz mi? John Steinbeck’in aynı adlı romanından uyarlanan East of Eden, bu soruların izinde Trask ailesinin erkekleri arasındaki rekabete, sevgi ve onaylanma açlığına odaklanıyor. Bu erkeklerin hayatlarının başrolünde yer alan kadınsa tüm kuralların dışına çıkıyor. Steinbeck’in kitabında “kötülüğün timsali” olarak tasvir edilen Cathy, dizide izleyiciye daha geniş bir perspektifte sunuluyor. Dizi, Trask ailesinin etrafında şekillense de asıl konu, dizinin başrolü Florence Pugh’ın canlandırdığı Cathy karakteriyle hayat buluyor.
Hikâyeyi bu şekilde anlatmayı seçen ve East of Eden romanını diziye uyarlayan kişi Zoe Kazan olurken Garth Davis ve Laure de Clermont-Tonnerre ise yönetmenliği paylaşıyorlar.

East of Eden: “Seçebilirsin”
East of Eden Ne Anlatıyor?
“East of Eden ne anlatıyor?” diye soracak olsanız bunu birkaç cümleyle anlatamayacağımı fark ettim. Çünkü anlatılan konunun var oluşu, bir durumu hikâyeleştirmenin çok ötesinde. Soyut ve felsefi bir düşünceden yola çıkılarak bir dünya oluşturuluyor: İyilik ve kötülük seçimlere mi bağlıdır yoksa doğuştan mı gelir?
Bu soru üzerine kurulmuş bir anlatıyla karşı karşıyayız.
Dizide önemli olan bir yargıya varmak değil bence. Anlamak. Ben de bunun için incelememi karakterlerin üzerinden ele aldım. Onları birlikte anlayalım istiyorum.

East of Eden: “Seçebilirsin”
Adam ve Charles Trask
Adam ve Charles, aynı babanın iki oğlu. Ama babalarıyla olan ilişkileri birbirinden çok farklı. Adam, başarısı sayesinde babasının ilgisini ve sevgisini kazanabilmiş. Charles ise o sevgiyi kazanabilmek için hâlâ çabalıyor. Babalarının bu tutumu zaman içinde iki erkek kardeşi birbirinden uzaklaştırıyor. Charles daha agresif ve mutsuz birine dönüşürken Adam da hayatıyla ilgili aldığı kararları aslında babasının takdirini kazanmak için verdiğini fark ediyor.
Günün sonunda iki kardeş hem birbirinden uzak kalmış oluyor hem de dışa vurmasalar da babalarına karşı bir sitem, öfke ve belki de affedememe duygusuyla baş ediyorlar. Araya giren zaman ve uzak kalmışlık Adam’ı biraz daha olgunlaştırıyor. Artık eve döndüğünde yeni hayaller ve isteklerin peşinden koşmaya başlıyor. Bir aile kurmak ve yeni bir yerde başlangıç yapmak istiyor. Bu sırada karşısına çıkan Cathy, onun bu hayalleri gerçekleştirebilmesi için mükemmel bir seçim gibi görünüyor. Ama unutulan bir nokta var. Acaba Adam ve Cathy aynı hayallere sahipler mi?
Cathy, o dönemlerdeki kadınlardan farklı olarak bireyselliğine çok düşkün. Özgür ve bağımsız bir kadın olmak istiyor. Bazen şunu düşünüyorum: Onu bu anlamda gerçekten destekleyen biri olsaydı, hayatında her şey yaşananlardan çok daha farklı olur muydu?

East of Eden: “Seçebilirsin”
Cathy
Gizemli geçmişi dizi boyunca merak uyandıran, oradan oraya sürüklenirken yeni isimler alan, güçlü, kararlı ve karanlık Cathy…
Onun için ne söylesem eksik kalacakmış gibi hissediyorum. Diziyi izlerken bazı anlarda şunu düşünüyordum: Böyle bir karakteri anlamaya çalışmak fazla ve gereksiz bir empati midir? Emin değilim ama bu hikâyeye tanık olurken onunla bağ kurmaktan kendimi alamadım. Bunda Cathy’ye hayat veren Florence Pugh’ın etkisi çok büyük elbette.
Pugh, Cathy’ye; Cathy ise diziye hâkimiyet kuruyor. Onun heybetli duruşu, içindeki korkusuz ve tehlikeli kadından geliyor. Bu gücün ne kadar büyük sonuçları olacağına da dizi boyunca şahitlik ediyoruz.
Cathy karakterinin ele alınış şekliyle ilgili en sevdiğim yan, onu nasıl tanımlayacağımız konusunda bize geniş ve özgür bir alan bırakılması. Belki seçimlerinden dolayı onu yargılayabiliriz ama kişiliği tek bir sıfatla tanımlanamayacak kadar gizemli.

East of Eden: “Seçebilirsin”
Peki, nasıl birisi Cathy?
Konu kendisi olduğunda çok net sınırları olan, yapmak istemediği bir şeyi zorla yaptırdıklarında ipleri koparabilen ve bunun sonucunda geri dönüşü olmayan şeyler yapabilen bir kadın. Her şey olup bittiğinde arkasına bile bakmadan bulunduğu yeri terk edebilen ve yeni bir yola çıkabilecek kadar gözü kara…
Bazen öyle şeytani bir havaya bürünüyor ki ruhunu görünür kılıyor sanki… Öncesinde taktığı maskeler, gizlediği benliği, hepsi ortaya çıkıyor. Şimdi, onu size anlattıkça neden öyle tasvir edildiğini daha iyi anlıyorum. İçindeki karanlığın sesi her seferinde baskın geliyor. Ne yazık ki sevgi de onu iyileştirmeye yetmiyor. Çünkü hayatındaki adam tarafından sevilmek ona yeterli gelmiyor. Burada da şu soru karşımıza çıkıyor:
Cathy gerçekten sevgi mi istiyor, yoksa sevilmenin kendisine verdiği gücü mü?
Ufak Bir Sitem
Gelelim diziyle ilgili en dert yandığım konuya: Cathy’nin geçmişi de kendisi gibi gizemli. Bir görünüp bir kaybolan küçük Cathy’nin de bize söyleyecek bir şeyleri vardır eminim ki. Peki, onun geçmişini saklı tutmak bir yönetmen oyunu mu yoksa tercih meselesi miydi, tartışılır.
Acaba ona gereksiz bir merhamet duymamızdan çekiniyor olabilirler mi? Bu, onun iyi olduğunu kabul ettiğimiz versiyon için olabilir. Peki ya doğuştan kötü olmak diye bir gerçek varsa? Sanırım yine kararı bize bırakıyorlar.

East of Eden: “Seçebilirsin”
Lee’nin Etkisi
Neyi fark ettim biliyor musunuz? Adam Trask’in Çin kökenli yardımcısı Lee, çocukların hayatında ne kadar da önemli bir rol oynuyor. Çocukların yıllar boyunca bakımını üstlenen, eğitimlerine yardımcı olan, hayatı ve erdemli bir insan olmayı öğreten en etkili kişiydi Lee.
İyi bir insan olmayı öğretti mi? Bence hayır. İyi bir insan olmanın yolunu çizdi. Zaten iyiliğin öğretilebilen bir olgu olup olmadığından da emin değilim. Bana kalırsa iyilik, insanın onu görüp seçmesiyle gerçekleşiyor. Bu seçimde de yetişme şekli çok etkili oluyor. Adam ve Charles’ın sahip olmadığı ama çocukların sahip olduğu bir Lee vardı. Bu yardımcı belki bir kadın veya anne değildi ama onlar için anne rolündeydi. Bir tarafta onları doğuran anne, diğer taraftaysa onları yetiştiren Lee… Peki, çocuklar kime benziyor?

East of Eden: “Seçebilirsin”
Aron ve Cal Trask
Hikâye, Adam’ın oğulları Cal ve Aron’la birlikte yeni bir kuşağa taşınıyor. Bu iki kardeş, bir önceki neslin tercihlerini ne ölçüde taşıyorlar? Biri iyi olan, diğeri kötü olan taraf mı? İyilik ve kötülük seçimleri hayatlarında ne zaman önemli bir rol almaya başlıyor? Bu sorular, dizinin geneline nazaran çok daha kısa bir sürede cevap buluyor. Çünkü hikâye aslında bizi tüm bunlara hazırlıyor. Dizinin beni etkileyen önemli anlarından biri de bu yüzleşmelerde yaşanıyor.
Annesinden ayrı büyüyen çocuklar annelerinin gerçekleriyle karşılaştıklarında ne yapıyorlar? Bu yüzleşme büyük bir dram barındırıyor. (Aron’un tepkisini diziyi izlemek isteyenler için paylaşmayacağım.) Cal için annesinin kim olduğunu öğrenmesi, onu yeni bir soruyla yüzleşmeye zorluyor: “Ben de annem gibi kötü biri miyim?”
Bu, kendi doğasını sorguladığı en çarpıcı an oluyor. Bu sorgulama, “Bizi biz yapan şey seçimlerimiz mi, yoksa doğuştan sahip olduğumuz özelliklerimiz mi?” sorusuna bizleri geri döndürüyor.

East of Eden: “Seçebilirsin”
Timshel: Seçimlerin Gücü
Dizinin son bölümüne adını veren kavram “timshel”. Seçebilirsin anlamına geliyor. Sadece iyiyi veya kötüyü seçmek değil, aynı zamanda bunları seçmemenin de bir tercih olduğunu hatırlatıyor. Özgür iradenin, var oluşumuz ve tercihlerimiz arasında nasıl bir yere sahip olduğunu da düşündürüyor. Dizinin geneline yayılan bu kavram, son bölümle birlikte en belirgin hâlini alıyor.
Son Söz
Kavramlar ve fikirler üzerine düşünmeyi, tartışmayı sevenleri bir süre etkisi altına alacağını düşündüğüm bir dizi olmuş East of Eden. İzlemeyi bitirdiğinizde etkisinden hemen çıkamayacağınızı, zihninizi bir süre daha meşgul edebileceğini söylemeliyim. Hayatı, seçimlerimizi, özümüzü anlamak adına oldukça düşündürücü olan bu diziyi izlemenizi tavsiye ederek yazımı sonlandırıyorum.