Anasayfa İncelemelerBelgesel İncelemeleriPompei: Below the Clouds: Gianfranco Rosi’nin Şiirsel Belgeseli

Pompei: Below the Clouds: Gianfranco Rosi’nin Şiirsel Belgeseli

Yazar: Büşra Gül Ovalı
Pompei: Below the Clouds: Gianfranco Rosi'nin Şiirsel Belgeseli

Pompei: Below the Clouds: Gianfranco Rosi’nin Şiirsel Belgeseli

Gianfranco Rosi, Sacro GRA (2013) ve Denizdeki Ateş (Fuocoammare, 2016) gibi başyapıtlarında, sıradanlığın içine gizlenmiş olanı büyük bir sabırla kadrajına alan bir gözlem ustası olarak sinema tarihindeki yerini çoktan sağlamlaştırmıştı. Ancak yönetmenin 82. Venedik Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü ile dönen 2025 yapımı son belgeseli Pompei: Bulutların Altında, önceki işlerinin de ötesine geçerek tamamen şiirsel, meditatif ve tekinsiz bir bekleyiş sinemasına evriliyor.

Film, Napoli, Vezüv Yanardağı ve Campi Flegrei’nin fokurdayan, sismik toprakları arasında, adeta bir felaketin bekleme odasında yaşamayı sürdüren insanların sessiz direnişine kamerayı çeviriyor. Ne var ki Rosi’nin derdi, yaklaşan bir felaketin sansasyonel çığlığını atmak değil, aksine, tehlikenin gölgesinde rutinleşen ritimlerin, gündelik yaşamın ve en önemlisi zamanın bizzat kendisinin filmini yapmak. İzleyiciyi, volkanik bir tehdidin kıyısında filizlenen o tevekkül dolu yaşamın içine usulca çekmek.

Gianfranco Rosi ve Siyah-Beyaz Bir Napoli Portresi

Rosi, Boatman’dan (1993) bu yana otuz yılı aşkın süredir ilk kez siyah-beyaz bir palet kullanmayı tercih etmiş. Bu tercih, Napoli’nin o alışık olduğumuz cıvıl cıvıl, kaotik ve renkli İtalyan taşrası imajını tamamen tersyüz ediyor. Siyah ve beyazın keskin kontrastı, kemik rengi aydınlıklar ve kadifemsi karanlıklar mekânı adeta zamansızlaştırırken, Pompei’nin antik harabeleri ile modern Napoli’nin dökülen sokakları arasındaki tüm estetik sınırları siliyor. Béla Tarr sinemasını andıran o ağırbaşlı ve melankolik atmosfer, yeraltı dehlizlerine ve sismik hareketlerin izini taşıyan duvarlara siniyor.

Pompei: Below the Clouds: Gianfranco Rosi'nin Şiirsel Belgeseli

Pompei: Below the Clouds: Gianfranco Rosi’nin Şiirsel Belgeseli

Deleuze’ün sinema felsefesi üzerinden okuyacak olursak, Rosi, hareket-imgenin tıkandığı, eylemin bir doğal afet beklentisiyle askıya alındığı noktada bize saf bir zaman-imge sunuyor. Geçmişi gün yüzüne çıkaran arkeologların hassas fırça darbeleri, olası sarsıntılara karşı teyakkuzda bekleyen itfaiyecilerin sükuneti, Torre Annunziata limanında buğday indiren Suriye gemisi, sahilde antrenman yapan yarış atları, derme çatma bir okul sonrası etüdünde çocuklarla ilgilenen bir öğretmen ve Vezüv’ün etrafında turlayan o melankolik tren… Her bir kare, lineer şekilde ilerleyen geleneksel bir belgesel anlatısının değil, şimdinin içine hapsolmuş sonsuz bir varoluş döngüsünün parçaları olarak vücut buluyor.

Yönetmen, böylesi yüklü bir atmosferi inşa ederken didaktik bir dış ses veya açıklayıcı bir röportaj dizisi kullanmaktan ısrarla kaçınıyor. Seyirciyi, Oscar ödüllü Daniel Blumberg’in bestelediği o tekinsiz tınılar ve toprağın kendi uğultusuyla baş başa bırakıyor. Görüntüler, seyircinin algısını yönetecek bir rehbere ihtiyaç duymaksızın, sinematografik bir dille kendi kendini kazıyor.

Rosi’nin kamerasının bu tavizsiz, meditatif yavaşlığı, seyirciyi kolay tüketilebilir bir felaket anlatısının rehavetinden koparıp, kadraja sızan sismik bekleyişe bizzat tanık olmaya mecbur bırakıyor. Belgeselin rüya benzeri, adeta hayaletimsi ama bir o kadar da aydınlık bir mozaik olarak örülmesi, bakışın kendisini bir arkeolojik kazıya dönüştürüyor. Antik yıkıntıların sessizliği ile modern gündelik yaşamın gürültüsü birbirine karışırken, ortaya salt bir mekân tasviri değil, görsel bir şiir çıkıyor. Bu yönüyle film, ana akım tempo beklentilerini elinin tersiyle iterek seyircisinden sabırlı bir eşlik, hatta sükunet dolu bir suç ortaklığı talep ediyor.

Pompei: Below the Clouds: Gianfranco Rosi'nin Şiirsel Belgeseli

Pompei: Below the Clouds: Gianfranco Rosi’nin Şiirsel Belgeseli

Vezüv’ün Gölgesinde Bekleyişin Sinematografisi

Belgeselin asıl sarsıcı gücü ise, felaketle burun buruna yaşama hissini kalıtımsal bir kader motifi olarak işlemesinde yatıyor. Aktif fay hatlarının üzerinde, toprağın her an yarılma ihtimaline rağmen ısrarla devam eden o yaşam ritmi, Vezüv’ün eteklerindeki sessiz kabullenişi çok daha evrensel ve tanıdık bir boyuta taşıyor. Rosi’nin kadrajındaki insanlar için felaket, dışarıdan gelen ani bir şok değil, soludukları havanın, bastıkları toprağın sıradan bir gerçeği. Bu nedenle belgesel, tehlikeyi estetize eden uzak bir seyirlik olmaktan çıkıp, yıkım tehdidi altında dahi süregelen o direngen hayata içeriden ve sarsıcı bir empatiyle bakmamızı sağlayan karanlık bir aynaya dönüşüyor.

Nihayetinde Pompei: Bulutların Altında, doğanın yıkıcı potansiyeli ile insanın yaşama ve yarına kalma inadı arasındaki o incecik, tekinsiz sınırda gezinen bir eser. Gianfranco Rosi, geçmişin kalıntılarını çıkaran arkeologlar gibi kamerasıyla zamanın bizzat kendisini kazıyor ve bize, uyuyan bir canavarın ayak ucunda nefes almaya devam etmenin o tuhaf, karanlık şiirini sunuyor.

Pompei: Below the Clouds: Gianfranco Rosi’nin Şiirsel Belgeseli

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...