Ana sayfa » Voir: Filmlerin Gücü

Voir: Filmlerin Gücü

Yazar: Fatmanur Tuna

Voir: Filmlerin Gücü

Bir film bir insanın hayatı üzerinde ne kadar etkili olabilir? Film karakterleri ile aramızda gerçekten bir bağ oluşur mu? Bu soruların cevabını almak ve sinemaseverlerin bu deneyimlerini paylaşmak isterseniz Voir: Filmlerin Gücü 6 Aralık 2021’den itibaren 6 bölümlük ilk sezonu ile Netflix’te yayınlandı. Ünlü yönetmen ve yapımcı David Fincher’ın hazırladığı bu belgeselde, Fincher’ın sevdiği filmler ve konuklar yer almaktadır. Kült filmlerin izleyici üzerinde ne kadar etkili olduğunu, hayatlarını nasıl değiştirdiklerini ve izleyiciye ne tarz bir bakış açısı kazandırdığını vurgulamaktadır.

“Köpek Balığı Mevsimi” adıyla ilk bölümde Jaws filmi ele alınmıştır. Sasha Stone sinemaya aşık olduğu o anı bizlere aktarmaktadır. Ablası ile birlikte bir bilet ücretiyle Jaws’ı en az kırk kere izlediklerini söylüyor. Jaws’ın Stone ve ablası için sıradan bir popüler kültür olmadığını, hayatlarını ve hayal güçlerini nasıl değiştirdiğini anlatıyor. Hollywood’un zamanla hedef kitlesinin değişmesi iyi senaryolardan uzaklaşmasına mı neden oldu? Bir filmin en ileri teknoloji ve milyon dolarlık bütçe ile çekilmesi o filmi gerçekten iyi yapar mı? İyi bir öykü olmadıkça gerçekten iyi bir film ortaya çıkabilir mi? Stone, hayatında büyük bir etki bırakan Jaws filmi sayesinde bizlere bunları sorgulamamızı sağlıyor.

İkinci bölüm “İntikam Ahlakı” adıyla karşımıza gelmektedir. Bu bölümde izleyicilerin intikam konulu filmleri neden daha çok sevdiği sorusu ile karşılaşırız. Bazen yasaların bile yerine getiremediği adaleti kendimiz sağlamak isteriz. Ancak filmlerde gördüğümüz adalet daha çok şiddet yoluyla sağlanmaktadır. Senaryolar öyle bir hale getirilir ki izleyiciye bu şiddetin uygulanması gerektiği kabul ettirilir. Birçok filmden sahneler gördüğümüz bu bölümde, intikam almanın çok farklı türlerini görürüz. İnsan zihnindeki şiddetin ekrana yansıtılandan daha etkileyici olduğu vurgulanır.

“Onu Hiç Beğenmedim” adıyla üçüncü bölümde film eleştirmeni Drew McWeeney’in izlemekten zevk aldığı “Arabistanlı Lawrence” filmini görürüz. McWeeney, karakterlerin onu zorlaması gerektiğini ve sanatın onaylama değil keşif olduğunu söylüyor. Arabistanlı Lawrence gibi zorlayıcı karakterlerin sahneleri karşımıza gelmektedir. The Godfather filmindeki Michael Corleone karakterinin iyi bir adamdan bambaşka bir karaktere dönüştüğü örneği verilir. Aslında bu filmlerin temelinde ana karakterleri sevmek zorunda olmadığımız konusu işlenir. Bu tarz filmleri en iyi anlatan Martin Scorsese’in de filmlerinden sahneler görürüz. Gördüğümüz karakterlerin hepsinin karanlık, itici, zorlayıcı yanları vardır. Ancak yine de kendimizi izlemekten alıkoyamayız.

Sizce cazibe denince akla güzellik, kusursuzluk, çekicilik kelimelerinin gelmesinin nedeni nedir? Neden cazibe denince aklımıza prensesler, kadınlar gelmektedir? İşte dördüncü bölümde “Cazibenin Göreceliği” adıyla bu konu ele alınmıştır. Erkek çizgi karakterlerin çok farklı hallerini görürüz ancak kadın çizgi karakterler genellikle büyük gözlü, küçük burunlu, yuvarlak yüzlülerdir. Neden kadın karakterler belirli bir kalıbın içinde çizilir? Bu bölümde bu sorular ele alınarak animasyon film ustalarının iki boyutlu filmden bilgisayar animasyonuna nasıl geçtiği anlatılıyor.

“Film Televizyona Karşı” adında beşinci bölümüyle sinema ve televizyon arasındaki rekabet anlatılmıştır. Sinemaları tahtından eden televizyonun ortaya çıkması ile sinemanın nasıl ataklar yaptığını, kendi içinde neleri geliştirdiğini görürüz. Sinemada arka plana, mimiklere, olay örgüsüne oldukça dikkat edilir ve kısıtlı sürede öykünün anlatılması gerekir. Ancak televizyonda her karakteri yavaş yavaş tanırız, olaylar daha yavaş bir şekilde anlatılır ve televizyonun sinema kadar pahalı olmadığı noktalarına değinerek sinema-televizyon rekabetine tanık oluruz.

“Ağzı Bozuk ve Derin” adıyla son bölümde Nick Nolte ile Eddie Murphy’nin oynadığı Walter Hill’in yönettiği 48 Saat filmi anlatılmıştır. Aslında filmin komedi olması planlanırken ırkçılığın temel alındığı önemli filmlerden biri olmuştur. Beyaz adam-siyah adam ortaklığı ele alınan birçok film sahnelerinden örnekler de görürüz. Günümüzde hala devam etse de bir gün ırkçılığın son bulması dileğiyle…

Derinlerde bir yerde fark etmediğiniz ama hayatınızın değişmesine neden olan bir film olabileceğini hiç düşündünüz mü? Dizi çok fazla kesime hitap etmeyebilir ancak az önce sorduğum sorunun cevabını bulmanıza yardımcı olabilir. İzlemiş olduğumuz filmlerin alt yapısında görmediğimiz noktaları fark etmemizi sağlayan güzel bir belgesel olmuş diyebilirim.

Umarım keyif alırsınız, İyi seyirler!

Voir: Filmlerin Gücü

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap