Anasayfa İncelemelerDizi İncelemeleriScarpetta: İçimizdeki Cehennem

Scarpetta: İçimizdeki Cehennem

Yazar: Gülcan Zerey
Scarpetta: İçimizdeki Cehennem

Scarpetta: İçimizdeki Cehennem

İçimizdeki cehennem bir gün patlak verecek.

Patricia Cornwell’in 1990’dan bu yana kaleme aldığı ve dünya çapında 120 milyondan fazla satan roman serisinden uyarlanan dizi, sadece güçlü bir edebiyat uyarlaması olmakla kalmıyor, aynı zamanda sinema dünyası açısından da dikkat çekici bir buluşmaya sahne oluyor. Üç Oscar ödüllü oyuncu; Nicole Kidman, Jamie Lee Curtis ve Ariana DeBose ilk kez aynı projede bir araya geliyor.

11 Mart’ta Prime Video platformunda seyircisiyle buluşan Scarpetta, insanlara göstermek istemediğimiz karanlık tarafımızın ne kadar derinlere uzandığını ve bu karanlığın toplumsal kabul sınırlarını nasıl zorladığını sorguluyor. 8 bölümden oluşan dizinin her bir bölümü ortalama 50 dakika. Temelinde bir seri katil olayını işleyen dizi, geçmiş ile günümüz arasındaki olayları birbiriyle bağlantılı olarak ele alıyor. Bir yandan 1998’e, yani 28 yıl öncesine giderken benzer olayların günümüzde, yani 2026’da yaşanmasıyla bugüne geri dönüyoruz. Genel olarak diziyi iyi bulsam da bazı kısımların tam olarak açıklanmamasını can sıkıcı bulduğumu söyleyebilirim. Psikolojik yönden insanların zayıflıklarını ve sakladıkları kişilikleri bu suç ve gerilim dünyasında aktarmaya çalışmak ise zaman zaman yüzeysel kalıyor.

Oyuncular ve Oyunculuklar

Tabii ki bu diziyi yalnızca oyuncu kadrosu için izleyenler de olacaktır; bu da oldukça anlaşılır bir durum. Sonuçta başrolde, Scarpetta karakterine hayat veren Nicole Kidman (Dr. Kay Scarpetta) yer alıyor. Oyunculuk performansları genel olarak yeterli, yer yer ortalamanın üzerine çıkıyor. Dizi, atmosferi ve anlatım tarzı bakımından seyirciyi tamamen içine çeken bir yapım hissi yaratmadı bende; buna rağmen karakterlerin duygusal dünyasını anlamamıza ve onlarla empati kurmamıza imkân tanıyor.

Kay’in korumacı ve kontrolcü yaklaşımı, özellikle Lucy ve Dorothy ile ilişkilerinde belirgin ve bu yönü onun hem güçlü hem de mesafeli bir karakter olarak öne çıkmasını sağlıyor. Kidman’ın performansı daha çok karakterin içe dönük tarafını ve mesleğine duyduğu takıntılı bağlılığı yansıtmak üzerine kurulmuş; yer yer güçlü anlar yakalasa da genel olarak kontrollü ve sakin bir oyunculuk sergiliyor.

Scarpetta: İçimizdeki Cehennem

Scarpetta: İçimizdeki Cehennem

Yukarıda bahsettiğim gibi dizide Oscar kazanmış üç oyuncu bulunuyor. Nicole Kidman’ın (Dr. Kay Scarpetta) yanı sıra kadroda Jamie Lee Curtis (Dorothy Farinelli) ve Ariana DeBose (Lucy Farinelli-Wesley) da yer alıyor.

Dorothy, Kay ile sürekli sürtüşme hâlinde; hem ablasıyla çatışmaları hem de Lucy’ye karşı mesafeli anneliği dizide aile içi gerilimi besleyen bir unsur. Curtis, karakterin içsel çelişkilerini ve sert tarafını oldukça doğal bir şekilde yansıtıyor; bu nedenle dizide en dikkatimi çeken oyunculuklardan biri. Lucy ise içine kapanık ama sorumluluklarının bilincinde bir karakter olarak öne çıkıyor; küçük yaşından itibaren annesinin eksikliklerini telafi etmiş ve bu durum karakterin olgunluğunu erken yaşta kazanmasına neden olmuş. Zeki olan bu karakter, karısının (Janet) ölümünden sonra birlikte geliştirdikleri bir yapay zekâ programı sayesinde Janet’i gerçek hayattaki bir insan gibi hayatına dâhil etmeye devam ediyor.

Bu durum akıllara şu soruyu da getiriyor: Yapay zekâ nerelere kadar gidebilir ve gerçekten ölen bir insanın yerini tutabilir mi? Bunun yanı sıra DeBose’un performansı bazı sahnelerde güçlü duygusal anlar sunsa da karakterin dramatik ağırlığını her zaman taşıyamadığını düşünüyorum; açıkçası beklentimin biraz altında kaldı.

Diğer yandan Scarpetta’nın eşi rolünde Simon Baker (Benton Wesley) karşımıza çıkıyor. Karakterin hikâyesi yeterince işlenmediği için onunla bağ kurmak zorlaşıyor; bu da dizinin eksik hissettiren yönlerinden biri. Çocukluğunda yaşadığı ve annesinin fark ettiği birtakım davranışlar karakterin gelişimini bir nebze de olsa yüzeysel şekilde seyirciye açıklıyor. Bobby Cannavale (Pete Marino) ise Scarpetta’nın yakın çalışma arkadaşı olan dedektifi canlandırıyor; karaktere yer yer sert ama samimi bir enerji katıyor. Küçük ama hoş bir detay: Geçmiş ile günümüz paralel işlendiği için Pete’in genç versiyonuna, gerçek hayatta Bobby Cannavale’nin oğlu olan Jake Cannavale hayat veriyor; bu casting tercihi ekranda doğal duran bir ayrıntı olmuş.

(Bu kısımdan sonrası spoiler içerir.)

Scarpetta: İçimizdeki Cehennem

Scarpetta: İçimizdeki Cehennem

Dizinin Atmosferi ve Hikâye Kurgusu

Scarpetta’nın konu özeti aslında oldukça güçlü bir temele dayanıyor. Ünlü adli tabip Dr. Kay Scarpetta, yıllar sonra Virginia Baş Adli Tabipliği görevine geri dönüyor ve kendisini 28 yıl önceki ilk büyük davasıyla ürkütücü benzerlikler taşıyan gizemli bir cinayetin ortasında buluyor. Çocukluğunda babasının öldürülmesine tanıklık ettikten sonra hayatını ve kariyerini ölüm ve adalet kavramları etrafında şekillendiren Scarpetta, bu kez hem mesleki hem de kişisel anlamda geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalıyor.

Scarpetta: İçimizdeki Cehennem

Scarpetta: İçimizdeki Cehennem

Hikâyenin diğer tarafında ise 1998 yılına gidiyoruz. Genç Scarpetta, Dedektif Marino ve FBI ajanı Benton Wesley ile birlikte bir dizi seri boğma vakasını çözmeye çalışıyor. Dizi, bu iki zaman dilimini paralel şekilde ilerleterek seyirciye hem geçmişte yaşananların izlerini hem de bugüne yansıyan sonuçlarını gösteriyor. Böylece sürekli akılda kalan iki soru oluşuyor: Geçmişte tam olarak ne oldu ve bugün bunun bedelini kim ödeyecek?

Dizinin en dikkat çekici taraflarından biri de bu zaman atlama tekniğini kullanma biçimi. 1998 ile günümüz arasında gidip gelen anlatı, doğru kullanıldığında gerilimi ciddi anlamda artırabilecek bir yöntem ve Scarpetta bunu zaman zaman başarılı bir şekilde uyguluyor. Ancak bazı noktalarda iki zaman dilimi arasındaki bağlantıların yeterince güçlü kurulamadığını da söylemek gerekiyor. Bazı hikâye köprüleri sanki yarım bırakılmış hissi veriyor.

Scarpetta: İçimizdeki Cehennem

Scarpetta: İçimizdeki Cehennem

Örneğin Scarpetta’nın 1998’de birlikte çalıştığı Benton Wesley ile zaman içinde nasıl bir ilişki geliştirdiği ve bu ilişkinin hangi süreçlerden geçerek evliliğe dönüştüğü dizide neredeyse hiç işlenmiyor. Aynı şekilde Scarpetta’nın seri katil vakasını çözdükten sonra görevinden ayrılması ve yıllar sonra tekrar aynı makama geri dönmesi de tam olarak açıklanmıyor. Neden ayrıldığı ve o süreçte neler yaşadığı gibi önemli detaylar seyirciye net biçimde aktarılmıyor.

Bu yüzden izlerken zaman zaman kendimi “Bu detay ileride nereye bağlanacak?” diye düşünürken buldum. Ne yazık ki bazı sorular gerçekten de cevapsız kalıyor ve bu da hikâyenin güçlü potansiyeline rağmen anlatının yer yer eksik hissettirmesine neden oluyor.

Dizide 3B yazıcı ile üretilen sentetik dokular ve organlardan da söz ediliyor ve bunun gerçek versiyonlarını da yapımda görebiliyoruz. Gerçekten bu şekilde organlar ve dokular üretmek mümkün mü? Bu durum, akıllara gelecekte yapay insanların da var olabileceği düşüncesini getiriyor. Oldukça çarpıcı bir fikir.

Görsellik ve Ses

Dizi, görsel açıdan oldukça özenli bir dünya sunuyor. Mekân seçimleri ve set tasarımı hem geçmiş (1998) hem de günümüz (2026) hikâye hatlarını ayırt edebilmemizi sağlayacak şekilde net bir görsellik sağlıyor. Özellikle Scarpetta’nın laboratuvar sahneleri, ofis ve ev ortamları detaylı şekilde tasarlanmış. Geçmişte yer alan veri depolama sorunları, evrak işleri ve adli tıbbın tüm imkânları da ayrıntılı biçimde gösterilmiş. Bu durum, izleyiciye hem karakterin profesyonel hem de özel yaşamını hissettiren bir atmosfer yaratıyor.

Renk paleti genellikle soğuk tonlarda tercih edilmiş; bu da dizinin gerilim ve gizem havasını pekiştiriyor. Zaman atlamaları sırasında renk ve ışık kullanımıyla geçmiş ve günümüzü birbirinden ayırmak mümkün; bu da anlatımın anlaşılmasını kolaylaştırıyor.

Müzik kullanımı ise açıkçası diziye iyi bir konumlandırma sağlamış. Özellikle karakterleri tanımlamak için kullanılan müzikler hem dizinin geçmişteki anlatısını güçlendirmiş hem de karakterlerin iç dünyasını daha anlaşılabilir kılmış.

Scarpetta: İçimizdeki Cehennem

Scarpetta: İçimizdeki Cehennem

Scarpetta’yı İzleyelim Mi?

Genel olarak Scarpetta, gizem, gerilim ve suç türlerini seven izleyiciler için keyifli bir izleme deneyimi sunuyor. Barry ve Lost gibi yapımlardan tanıdığımız yazar ve yapımcı Liz Sarnoff’un kaleminden çıkan dizi, Patricia Cornwell’in roman serisinden uyarlanan hikâyeyi zaman atlamalı kurgusu ve karakterler arasındaki psikolojik derinlikleri ön plana çıkararak ekrana taşımaya çalışmış. Akış genel olarak iyi sunulsa da bazı hikâyelerin gelişim kısmının kopuk olması izlerken eksik hissetmenize neden olabiliyor.

8.bölümün sonunda ortaya çıkan gerçeklerle yüzleşen Scarpetta’nın seri katil dosyası, ikinci sezon için açık kapı bırakarak tamamlanıyor. Devam gelip gelmeyeceği belirsiz olsa da türün meraklılarına önerilebilecek bir dizi olduğunu söyleyebilirim.

İzleyeceklere şimdiden iyi seyirler.

Scarpetta: İçimizdeki Cehennem

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...