Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriReturn to Silent Hill: İçinizi Dışarı Çıkartan Kasaba Geri Geldi

Return to Silent Hill: İçinizi Dışarı Çıkartan Kasaba Geri Geldi

Yazar: Tuğçe Ulutuğ

Return to Silent Hill: İçinizi Dışarı Çıkartan Kasaba Geri Geldi

Sisli bir kasabada, dış ve iç dünyanın birbirine karıştığı gergin bir yolculuk…

Uzun ertelemelerin, bütçe tartışmalarının ve “bu iş batacak” söylentilerinin ardından Return to Silent Hill sonunda vizyona girdi. Serinin en sevilen oyunu olan Silent Hill 2’yi temel alması ve yönetmen koltuğunda yeniden Christophe Gans’ın oturması, beklentilerimi ister istemez yükseltti. Evet, başından beri bir başyapıt beklemiyordum ama en azından evrene sadık, atmosferi güçlü bir uyarlama izleyeceğimi düşünüyordum.

Peki öyle mi oldu?

Kurcalayalım. 🤓

Silent Hill Neden Bu Kadar Özel?

1999’da Konami tarafından başlatılan Silent Hill serisi, korku oyunlarını bambaşka bir boyuta taşıdı; bu, klasik bir “kaç, zombi vur” hikâyesi değildi. Travma, suçluluk, bastırılmış arzu ve bilinçaltı üzerine kurulu psikolojik bir deneyimdi. Siren sesiyle başlayan “Otherworld” geçişleri, paslı metal dokular, zihinsel yaratıklar… Korkunun dışarıdan değil, içeriden geldiği müthiş bir oyundu.

2001 tarihli Silent Hill 2 ise serinin kırılma noktasıydı. James Sunderland’in ölen eşinden bir mektup alarak kasabaya dönmesi, oyun tarihinin en güçlü trajedilerinden biridir.

Gans’ın Dönüşü

2006’daki ilk filmde Gans, oyundan farklı bir hikâye anlatmış ama dünya tasarımı, atmosfer ve sinematografi açısından geçer not almıştı. O dönem için en iyi oyun uyarlamalarından biri sayılması boşuna değildi. 2012’de gelen Silent Hill: Revelation’da ise Gans yoktu ve sonuç ortadaydı…

Aradan geçen 20 yılın ardından Gans yeniden evrene döndü. Bu filmle ilgili heyecanlanmamı sağlayan en büyük faktör, yönetmen koltuğunda onun olmasıydı. Ancak bu kez bütçe mütevazı bir seviyedeydi ve film süresi de 1 saat 40 dakika ile sınırlıydı. Bu iki detay, filmin en büyük yapısal problemini doğrudan etkilemiş: tempo.

Return to Silent Hill

Return to Silent Hill

Hikâye: Sadakat mi, Yorum mu?

Film, James Sunderland’in (Jeremy Irvine) ölen karısı Mary Crane’den (Hannah Emily Anderson) mektup almasıyla başlıyor. Oyundan farklı olarak Mary, burada kasabanın dinî liderinin kızı olarak karşımıza çıkıyor ve ölmemiş; James’i geri çağırıyor. Bu değişiklik sadece küçük bir detay değil; oyundaki suçluluk eksenini kökten sarsan bir tercih gibi hissettirdi bana.

Daha ilk dakikalardan itibaren filmde bir hız trenine binmişsiniz gibi hissediyorsunuz. James kasabaya girer girmez Angela ile karşılaşıyor, hastalık söylentileri duyuluyor, siren çalıyor ve “Otherworld”e geçiyoruz. Woodside Apartmanları, Brookhaven Hastanesi, Lakeview Oteli… Oyunun tüm “checkpoint” noktaları birer birer işaretleniyor.

Ama sorun şu: Film, bu mekânları yaşıyor mu, yoksa sadece ziyaret mi ediyor?

Gans gerçekten oyuna sadık bir rota çizmiş. Tanıdık sokaklar, radyo cızırtısı, Pyramid Head, hemşireler… Hepsi orada. Akira Yamaoka’nın müzikleri duyulduğunda da tüyleriniz diken diken oluyor. Atmosfer tamam.

İçsel Çürüme Nerede?

Oyunda her yaratık, James’in zihninin bir uzantısıydı. Pyramid Head, bastırılmış şiddeti ve cezalandırma arzusunu temsil ediyordu. Hemşireler, James’in psikoseksüel suçluluğuna gönderme yapıyordu. Maria ise Mary’nin idealize ve erotize edilmiş bir yansımasıydı.

Filmde ise bu sembolik katman büyük ölçüde yüzeyde kalmış. Yaratıklar var ama temsil ettikleri şeyler yok. James’in suçluluğu anlatılmıyor, sadece varsayılıyor. Film, onun pişmanlık içinde kavrulduğuna inanmamızı istiyor ama bunu dramatik bir şekilde inşa etmiyor.

Üstelik Mary, Maria ve Angela’nın tek bir oyuncu tarafından canlandırılması gibi radikal tercihler, teorik olarak ilginç görünse de pratikte anlatıyı epey zayıflatmış. Tarikat alt hikâyesi eklenmiş ama amacı belirsiz. Salgın ve yangın gibi unsurlar ortaya atılıyor, sonra unutuluyor.

Karakterler de çoğu zaman organik davranmıyor; senaryonun ihtiyaçlarına göre hareket ediyorlar. Bir yere gitmemesi gereken bir karakter, mantıksız bir sebeple oraya gitmiyor. Bir karşılaşma olması gerekiyorsa, bir anda oluveriyor. Bu da filmi duygusal açıdan kırılgan değil, yapay hissettirmiş.

Return to Silent Hill: İçinizi Dışarı Çıkartan Kasaba Geri Geldi

Görsel Dünya ve Teknik

Burada hakkını teslim etmek gerek: Gans görsel dili çok iyi biliyor. Sis, paslı dokular ve çürümüş iç mekânlar oldukça etkileyici. Ancak CGI kullanımı yer yer fazlasıyla belli oluyor. 2006 yapımı filmdeki somutluk hissi burada daha zayıf.

Yamaoka’nın film için bestelediği müziklerin büyük kısmının kullanılmamış olması ise ayrı bir hayal kırıklığı. Bunun yerine tekrar tekrar kullanılan klasik müzik tercihleri, tematik bir anlam taşımadıkları için biraz havada kalıyor.

Sonuç: Nostalji Var, Yüzleşme Yok

Return to Silent Hill’i tamamen başarısız ilan etmek bana haksızlık gibi geliyor. Gans’ın bu dünyaya duyduğu sevgiyi filmin her anında hissettim. Hatta izlerken bir an çocukluğuma döndüm. Ben küçükken bu oyunu dayım oynardı ve ben de onun yanında izlerdim. Yine öyle hissettim. Sanki oyunu dayım oynuyor, ben de yanında izliyorum… Bu nostaljik bağ benim için kişisel olarak çok değerliydi ve mutlu olmamı sağladı.

Ama sinema başka bir şey.

Silent Hill 2 basit bir korku hikâyesi değildi; bir itiraf hikâyesiydi. Film ise bu itirafı dramatik bir şekilde kurmak yerine, bize sadece sisli bir tur attırmayı tercih etmiş. Tanıdık mekânlar, tanıdık yüzler, tanıdık müzikler var. Ama o içsel çürüme, o mideye oturan suçluluk duygusu izleyiciye tam anlamıyla geçmiyor.

Kısacası Return to Silent Hill; görsel olarak güçlü, evrene saygılı ama psikolojik açıdan yüzeyde kalan bir uyarlama. Hayranları için nostaljik bir ziyaret niteliğinde. Sinema açısından ise dağınık, aceleci ve duygusal odağı zayıf bir film.

Silent Hill hâlâ orada. Sis hâlâ yoğun. Ama bu kez içimizdeki karanlık biraz eksik kalmış…

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...