Karate Kid: Legends: İki Efsanenin Büyük Buluşması
Yabancı topraklarda köklerimizi unutmak, kendimizi bulmak çok zordur ama dostların yardımıyla kendini bulmak, köklerini keşfetmek kolaylaşır. İşte, 41 yıl önce Oscar ödüllü Rocky’nin yönetmeni John G. Avildsen ve senarist Robert Mark Kamen tarafından hayata geçirilen The Karate Kid, Karate Kid: Legends ile 15 yıl sonra yeni bir hikaye ile köklerimize ve kendimizi keşfetmeye dair bir yolculuğa çıkarıyor.
Yönetmenliğini Jonathan Entwistle’ın üstlendiği bu filmin başrollerinde Jackie Chan, Ralph Macchio ve Ben Wang yer alıyor. Film, bir Kung Fu dehası olan Li Fong’un Pekin’den New York’a taşınmasını ve dünyayla uyum sağlama çabasını nostaljik ama eğlenceli bir dille anlatıyor. Cobra Kai dizisini saymazsak, eski ve yeni Karate Kid filmlerini sevenlerin izleyebileceği bu yapım, yarın itibarıyla TME Films tarafından vizyona giriyor.
Son derece yetenekli bir Kung Fu dehası olan Li Fong, travma dolu bir aile trajedisinin ardından Pekin’deki evini terk eder ve New York’a taşınır. Burada, yeni ve alışılmadık bir ortama uyum sağlamakta ve sınıf arkadaşlarıyla bağ kurmakta zorluk çeker. Ancak karşılaştığı bir arkadaşın desteğine ihtiyaç duyduğunda, karate yarışmasına katılmaya karar verir. Fakat bu yarışmada, Kung Fu becerileri yeterli gelmez. Bu nedenle hocası Bay Han, bir karate efsanesi olan ve aynı zamanda kendi hocası Miyagi’nin öğrencisi Daniel LaRusso’dan destek ister. Birlikte, iki farklı dövüş stilini ustaca birleştirirler ve Li, MMA (Karma Dövüş Sanatı) türünün en dişli rakibiyle karşı karşıya gelir.
Karate Kid: Legends: İki Efsanenin Büyük Buluşması
1984 yılında hayatımıza giren The Karate Kid, 41 yıl boyunca anlatı açısından hiçbir zaman zayıf bir hikâyeye sahip olmadı. Filmler, özellikle ilk üçlemesi ele alındığında, iki temel unsura odaklanır: Birincisi, merhamet ile merhametsizlik arasındaki farkı karakterler üzerinden işler. Özellikle ilk üç filmde, okul çağındaki bireylerin maruz kaldığı ağır zorbalıklar ve Cobra Kai üyelerinin merhametsizliğinin arkasındaki gizli gerçekler vurgulanır.
İkincisi ise, karatenin merkezinde yer alan saygı, öz benlik inşası ve kökleri unutmama temalarıdır.
Üçüncüsü de karate ile ilgilidir: Karate, asla şiddet uygulama sanatı değildir; bir oyun hiç değildir. Karate, kendini var etme, savunma ve köklerini bilme sanatıdır.
Bu filmde yalnızca hem Kung Fu hem de karate öğrenen bir çocuğa odaklanılmıyor. Aynı zamanda serinin ilk başrol oyuncusu Ralph Macchio ile 2010 yapımı reboot filminde karşımıza çıkan Jackie Chan aynı filmde buluşuyor. Filmde pek çok tema korunmuş: kendini ve köklerini unutmama, kendini var etme, hayata tutunma, zorbalık ve aşağılanma gibi konular yeniden işleniyor. Ancak toplumsal açıdan da ilginç bir konu işlenmiş: Çinli bir çocuğun beyaz Amerikalılar tarafından zorbalığa uğraması. Özellikle Donald Trump dönemini düşünürsek, bu olayların yansıtılması tesadüf değil. Zira Trump dönemi Amerika’sında yaşanan nefretin örneklerine tanık olmak mümkün.
Filmin hikâyesi ne çok iyi ne de çok kötü. Tam anlamıyla nostalji kokan, ilk filmlerine saygı gösteren ama aynı zamanda yeniliklere de açık bir Karate Kid filmi. Verilen mesajlar, önceki filmlerle hemen hemen aynı. Ancak günümüzde pek çok şey değişmediği için bu mesajlar hâlâ geçerliliğini koruyor ve filmi izlenebilir kılıyor.
Bir de The Karate Kid 2 filminde Japonca diyaloglar duymamıştık; bu filmde ise sürpriz olarak bazı Mandarince diyaloglara yer verilmiş. Bu da filme özel bir ruh katmış. Ayrıca ilk üç film dışında bu filmin hikâyesini tam anlamak için Cobra Kai dizisini izlemek gerekiyormuş, haberim yokmuş. Çünkü Cobra Kai, The Karate Kid evreninde geçen bir diziymiş ve bu film de onun sonrasını anlatıyor.
Görüntü yönetimi konusunda çok yüksek beklentilere girilmemeli. Ancak bazı olumlu yönleri var. Bir kere, şiddete ve silaha kuşanmış merhametsiz Amerika’ya ayna tutuyor. Neden mi? Filmde karakterin Çin’den Amerika’ya geldiğinde karşılaştığı zorbalıklar, kalabalıklar, Amerika’nın düzenine uyum sağlama süreci ve köklerini geride bırakma gibi temalar görsel olarak başarılı şekilde aktarılmış. Aksiyon sahneleri yenilikçi olmasa da izleyiciyi bir ölçüde eğlendiriyor.
Gelelim müziklere, seslere ve diyalog kullanımına. Müzikler, ilk filmlere olan saygısını koruyor. İlk filmde duyduğumuz ezgilerin daha gelişmiş versiyonlarına yer verilmiş. Ses ve diyalog kullanımı oldukça dengeli. Mandarince ve İngilizce arasında kurulan diyaloglar, kültürel değişimin kaçınılmaz yönünü vurguluyor. Dövüş sahnelerindeki sertlik, yumrukların şiddeti ve aile içindeki çatışmalar başarılı bir biçimde yansıtılmış.
Karate Kid: Legends: İki Efsanenin Büyük Buluşması
Oyunculuklara da değinmek isterim. Benim çocukluk yıllarıma denk gelen bir oyuncu olan Jackie Chan, bu filmdeki “Amca” rolünü çok ama çok iyi oynamış. Sert ama babacan bir tavırla karakteri canlandırıyor. Ralph Macchio ise ilk filmlerine göre daha olgun, anlayışlı, çevik ve karate konusunda ciddi ve deneyimli bir Daniel karakteriyle karşımızda. 2015’ten bu yana Cobra Kai dizisinde aynı rolü canlandırıyor; bu da dikkat çekici (mi acaba?).
Tamam, tamam… Bu kadarı yeter. İzninizle hızlıca toparlayayım: Karate Kid: Legends, hikâyesi, oyunculukları ve atmosferiyle izleyicilere nostaljik ve eğlenceli bir deneyim vaat ediyor. Karate Kid’i yeni tanıyanlar serinin özüne ulaşırken, eski filmleri sevenlerin gözlerinden bir damla yaş süzülebilir. Derinliği az, aksiyonu ve eğlencesi bol. Çerezlik, keyifli bir modern Karate Kid filmi. Cobra Kai ve Karate Kid hayranları için bu film, sinemalarda sizleri bekliyor.
Puan: 3/5