Grand Theft Hamlet: Yaratıcı Düşünce Sınır Tanımaz
Grand Theft Hamlet, Sam Crane ve Pinny Grylls yönetmenliğinde Grand Theft Auto Online video oyununda hayat bulan, birkaç ödülle evine dönen ve şu sıra MUBİ dolaylarında izleyebileceğiniz bir belgesel filmi. İlk etapta bakılınca acaba Youtube’un karanlık sularında karşılaşabileceğiniz yine GTA üzerinden üretilen “Recep İvedik ve Venom Sövüşüyor.” ya da “6 Yıldız Polis Kışkırttık Tehlikeli Oldu” videolarından biri bir garabet mi var ? Sorusunu bize sorduran bir iş gibi dursa da burada daha büyük bir şey var.
Bu yazıyı tasarlamadan ve hatta belgeseli izlemeden önce aklımda Hamlet ile ilgili birkaç fikir dolanıyordu. Biraz hafızamı tazelemek için biraz da özlediğimden Royal Shakespeare Company’nin 2009 yapımı Hamlet’ini izledim. Hamlet’in tiyatro literatürüne ve tüm dünya kültürüne getirdiği belirli standartları konuşmak istiyordum. Bunun teknolojiyle harmanlanışını merak ediyordum. Grand Theft Hamlet’i açtığımda ise Hamlet ile bambaşka bir dünyadan fakat tanıdık bir hikaye ile karşılaştım. Hamlet’i hiç bilmeden de içine girebileceğiniz bu macerada meğer anlatılanlar bizim hikayemizmiş.
2019’da Çin’de yayılan Corona Virüs salgınıyla beraber başlayan “Global Pandemi” maceramız; bir çok can almış, ülke sınırlarını kapattırmış, iş yerlerini, ekonomiyi ve hayatı durdurmuş sansasyonel bir olay olarak tarih hafızasında yerini aldı. Bizler bu olayı ve evrildiği yerleri evlerimizden takip ederken işlerimiz de sosyal yaşantılarımız da mecburen dijital dünyada yer buldular. Bugünden baktığımızda biraz “hayal meyal” olan o günler bir çok ortak paydada bizleri bir araya getirmeyi başardı. Kimimiz yoga yaptı, kimimiz ekmek, kimi yıllarca kenarda tozlanan enstrümanını tekrar tıngırdatmaya başladı. Gerçekliğin dört duvar içinde sıkışıp kaldığı ve sosyal varlıklar olan biz insanlar için travmatik olan bu deneyimden kaçmanın en kolay olduğu yerlerden biri de video oyunları oldu.
Grand Theft Hamlet pandemi döneminin son çeyreği olan 2021 yılında geçiyor. Karantina nedeniyle eve kapalı, iki işsiz tiyatrocu; Sam Crane ve Mark Oosterveen’in GTA Online oyununda geçirdikleri vakit bir süre sonra “Role Play” kavramıyla içlerindeki “Tiyatro Ateşini” birleştirme dürtüsünü getiriyor. Başta üzerine şakalar yaptıkları bir olay olan bu GTA üzerinde tiyatro oynama fikri, “Vinewood Bowl” sahnesiyle karşılaştıkları an onları seçme yapmaya ardından da oyunu sahnelemeye itiyor.
![]()
Grand Theft Auto seven ve oynayan insanların da bildiği bu “sandbox world” fikri, Tiyatro sahnelerindeki oyun havuzu hissiyatı gibi farklı bir projeksiyon deneyimi. Oyun alanını doldurmak için sadece hayal etmenin yettiği -ki bir adı da “hayali” olan- bir oyun tipi. Bu alanı hayal gücüyle sınırlı dünya içinde evcilik, hırsız-polis, Cadı Kazanı ya da Hamlet oynamanın çocukluğumuzdan yadigar oyun kurma dürtüsü yaşadığı müddetçe süreceği de şüphesiz bir durum. Bu yolculuk yavaş yavaş çevresine yeni insanlar katarak ilerlerken bu kez ortak paydada hayatında hiç GTA oynamamış insanlar veya hiç Shakespeare duymamış insanlar da yer ediniyor. Sam ve Mark’ın yolculuğunu da bu gözle izlediğimizde yaşadıkları sıkıntılı sürecin sancılarını oyun içinde oyun kurarak yatıştırdıklarını görüyoruz.
İşte böyle. Sanatın sınırlarının tartışıldığı kimi insanın sinemayı bile bu sınırların içinde görmediği kimisinin de bu sınırlara oyunları da eklemek istediği günümüz post-truth çağında böyle bir multi-disipliner belgesel izlediğim için garip duygular içindeyim. Sanatın ortak bilinç akışının bir parçası olduğuna inanan bir insan olarak böyle bir işin milyarlarca ortak paydaşı olması fikri beni çok şaşırtıyor. Açıkçası cesaretlerini takdir ediyor ve bu cesur hareketin doğru yerlere dokunduğunu düşünüyorum.