Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriCold Storage: Tanrısal Egonun Sonu Felaket

Cold Storage: Tanrısal Egonun Sonu Felaket

Yazar: Erkan Akmaz
Cold Storage: Tanrısal Egonun Sonu Felaket

Cold Storage: Tanrısal Egonun Sonu Felaket

Cold Storage, yönetmen koltuğunda Jonny Campbell’in oturduğu ve David Koepp’in aynı adlı romanından beyaz perdeye uyarlanan, içinde bilim kurgu ve komedi unsurlarını barındıran bir korku filmi olarak izleyiciyi selamlıyor. Filmin oyuncu kadrosunda Georgina Campbell, Joe Keery, Liam Neeson, Sosie Bacon ve Ellora Torchia gibi isimler bulunuyor.

Büyük Salgının Ayak Sesleri

Bilim kurgu, korku ve kara mizahı aynı çatı altında buluşturmayı hedefleyen Cold Storage, bilim insanlarının istemeyerek de olsa sebep oldukları bir biyolojik tehdit sonucunda insanlığın karşı karşıya kaldığı büyük bir salgının ayak seslerini merkezine oturtuyor. İlk bakışta tehlikeli bir düşmana karşı hayatta kalma mücadelesini konu ediniyor gözükse de tematik açıdan insanlığın bencilce ve tanrısal egoyla doğayı kontrol etme arzusunu ve bunun sonucunda oluşan felaketi alegorik bir dille irdelemeyi hedefliyor.

Hikâye, NASA’ya ait olan ve deneysel amaçlarla kullanılan Skylab adındaki uzay istasyonunun 1979’da yörüngeden çıkması sonucunda istasyonun bazı kalıntılarının yeryüzüne düşmesinin anlatımıyla başlıyor. Hikâyenin çatışma noktasının temellendirildiği bu ilk 15 dakikada, Avustralya’nın bir çölüne düşen istasyona ait tankın bu bölgede korkunç bir biyolojik canavarı doğurduğunu, bu kazanın çevredeki insanlara ölümcül zararlar verdiğini gözlemliyoruz. Bu bölgede yaşayan insanların yıllar önce yeryüzüne düşen bu tanka olan merakının ve ilgisinin uzun yıllara dayandığı da gösteriliyor. Hatta insanlar bu durumu bir ticari kazanca dönüştürmek için bu tankı sergiye bile açmışlar.

Ancak zamanla tankta oluşan bir biyolojik sızıntı sonucunda adım adım insanların önce zombileşerek, ardından şok edici şekilde bütün vücutları tamamen paramparça hâle gelerek öldüklerine tanık oluyoruz. Bahsedilen biyolojik sızıntının kaynağı ise tankın içinde oluşan, türler arasında çok kolayca uyum sağlayabilen ve hızlı bir şekilde üreyebilen parazitik bir mantar.

Esasında uzaya gönderilirken oldukça masum bir amaç güdülerek astronotlar için mantar önleyici bir ilaç geliştirmek amacıyla yaratılan biyolojik madde, yıllar sonra insanlık için büyük bir tehdide dönüşerek devasa bir salgına vücut veriyor. Bu noktada film bize, insanlığın bilimsel amaçlarla da olsa kontrolsüz bir şekilde ekolojik dengeye ve dünyaya önemli zararlar verebildiğinin bir portresini sunuyor. İhmalkârlığın sonunun felaket olduğunu ifade ediyor.

Bu sızıntının ilk etkilerinden sonra Robert Quinn (Liam Neeson), Dr. Hero Martins (Sosie Bacon) ve Trini Romano’dan (Lesley Manville) oluşan bir ekiple bölgede araştırmalara girişiliyor ve durumun sanılandan da kötü olduğu ortaya çıkıyor. Bölgeyi yakarak bu tehditten şimdilik kurtulunduğu düşünülse de ilgili biyolojik madde ABD’ye getirilerek uzun yıllar boyunca güçlü güvenlik önlemleriyle bir depoda muhafaza ediliyor. Ancak zaman geçtikten sonra bu konuya olan ilgi de düştüğü için bu depo özel kişilere satılıp devrediliyor ve bu biyolojik madde güncel hâliyle Atchison adındaki bu depoda unutulmuş şekilde saklanmaya devam ediliyor.

Cold Storage: Tanrısal Egonun Sonu Felaket

Cold Storage: Tanrısal Egonun Sonu Felaket

Doğanın Gücüyle Alay Edilmez

Filmin konusunun özetini anlattığımız bu ilk 15 dakika, tehlikeli maddenin ortaya çıkış şekli, salgının kaynağı ve Amerikan devletinin gösterdiği ihmalkârlık başarılı bir şekilde sunuluyor. İlk 15 dakikadan sonra ise filmde artık bambaşka bir noktaya geçiş yapılıyor ve başrollerimiz Travis “Teacake” Meacham (Joe Keery) ile Naomi Williams (Georgina Campbell) hikâyeye dâhil oluyor. Bu depoda güvenlik görevlisi olarak çalışan bu iki genç insanın haberdar bile olmadıkları bu sinsi tehdide karşı üstlenecekleri hayatta kalma mücadelesine adım atıyoruz. Bu ikili, hayatta yönünü bulmaya çalışan, itilmiş ve kakılmış, önemsenmeyen iki insan.

Bu zor dünyada hâlâ bazı insanların dürüst, güvenilir, yardımsever ve cesur kalabildiğinin nadir örnekleri olarak gözümüze çarpıyor bu ikili. Hikâye bu dakikadan sonra tamamen bu iki karakter üzerinden şekilleniyor. Bir anda biyolojik maddeden gelen sızıntı artarak içindeki mantar çevreye yayılıyor, insanları ve hayvanları enfekte edip onların davranışları üzerinde olumsuz etkiler yaratarak bir süre sonra bedenlerini de patlatarak üremeye devam ediyor ve bu iki karakterimiz artık karakterlerinin de sorgulandığı bir cehennem hâli içerisinde bu tehlikeli salgınla mücadele etmek zorunda kalıyor. Bu salgın tehlikesi artarken yıllar önce emekli olmuş Robert Quinn, askerî bürokrasiyi de bertaraf ederek bu iki tecrübesiz gencin yanında olaylara dâhil oluyor.

Hikâye, insanlığın yarattığı tahribatlardan hiçbir zaman ders çıkarmayıp her defasında doğayı ve bilimi kendi elinde rahatça şekillendirebileceğine inanmasını eleştiriyor. Bu tanrısal egonun büyük felaketlere kapı araladığını da bize çeşitli yollardan gösteriyor. Doğanın dengelerinin hafife alınmaması gerektiğine, en ufak bir hatanın bile nelere mal olabileceğine bu serüven içinde tanık oluyoruz. Bu açıdan doğanın gücüyle alay edilemez. Çünkü doğa her zaman yeni duruma adapte olabilir ve onu kapalı bir kapta tutmak mümkün olmaz. Filmde gördüğümüz üzere mantar, basit bir böcek üzerinden bile her yere ve her şeye ulaşabilip salgını yayabiliyor.

Bunun yanında devletlerin bu gibi kriz anlarında yetersiz kaldığına, bürokrasinin çözüm üretebilmekten uzak olduğuna dair tespitlerde de bulunuyor Cold Storage. Tehdidin pek ciddiye alınmamasında olduğu gibi kişisel hırsların ve egoların da görev sorumluluğunun ve bilincinin önüne geçtiği görülüyor. Böylesine büyük karar alma mekanizmalarına sahip insanların, Travis ve Naomi gibi iki sıradan insan kadar bile bilinçli kalamadıklarını ifade ediyor film. Ancak bu ikili, farklı geçmişlerden gelseler de hayata dair farklı motivasyonları olsa da hayatta kalabilmek için doğru iş birliğini kurabiliyorlar.

Aynı zamanda bu ikiliye dâhil olan Robert için de aynı olumlu değerlendirmeleri yapmak mümkün. Hem Naomi hem Travis, artık hayatlarını daha da batırmamaya çalışan insanlar olarak hiç hesapta olmayan bir şekilde adım adım birer kahramana dönüşüyorlar. Kendi hayatlarının hiçbir anında başrol olamamalarına rağmen. Öte yandan, bu olağanüstü durum anında bile açgözlülüklerinden ödün vermeyen, ahlaki yozlaşmayı simgeleyen kişileri de görebiliyoruz. Film bu karşıtlığı ve denklemi doğru şekilde ortaya koymayı başarıyor.

Cold Storage: Tanrısal Egonun Sonu Felaket

Cold Storage: Tanrısal Egonun Sonu Felaket

Bir Zamanlama Hatası

Filmde geçer notu alabilen, bahsettiğimiz gibi bazı detaylar olsa da büyük sıkıntıların olduğunu da çok net ifade edebiliriz. Özellikle anlatım açısından bir değerlendirme yaptığımızda, hayatta kalma aksiyonuna çok uzun bir zamanın gereksiz şekilde harcandığını söyleyebiliriz. Bu durum da filmin ince ince anlatmak istediği fikirleri oldukça zayıflatıyor. Sıradan bir aksiyon iskeletiyle ilerliyor film ve buna epey zaman verildiği için hikâye inanılmaz yavaş ilerliyor.

İlk 15 dakikalık sekanstan sonra anlatım bu açıdan geceyle gündüz gibi değişerek tepetaklak oluyor. Doğru bir hikâye akışı planlanamadığı için hem hikâye hem de karakterler somut bir gelişim kaydedemiyor. Naomi ve Travis’in aralarındaki kimyayı samimi bulsak da karakter arka planları ve motivasyonları doyurucu sunulmuyor.

Öte yandan, ikili arasındaki dinamik bir çırpıda işlenerek temelsiz şekilde güçleniyor. Filmin çok büyük bir çoğunluğu bu eksik hissettiren aksiyonla bezenmeyip daha az ama öz bir süreyle anlatı geliştirilseydi eminim ki film çok daha doğru bir konumda olurdu. Özellikle salgının temelindeki olaylara daha çok zaman kurgulansaydı ve buradan daha olgun bir sistem eleştirisi ortaya konsaydı daha sağlam bir iş ortaya konabilirdi. Bu anlamda dengesiz bir odak noktası belirleme süreciyle karşı karşıyayız. Tematik bir dağınıklık da bariz şekilde görülüyor.

Potansiyeli olan bir yüksek konsept fikir, anlatımın ölçüsüz sıradanlığına kurban gitmiş ne yazık ki. Filmin sonlarındaki bomba saatindeki zamanlama probleminde olduğu gibi film de kurgulama açısından bir zamanlama hatası içeriyor. İlk 15 dakikada inşa edilen dünyanın ardından hikâyeye hizmet etmeyen aksiyon, izleyicide hayal kırıklığı ve kandırılmışlık duygusu uyandırıyor. Filmin sırtını tamamen yasladığı koşuşturmaca, karakter gelişimi yaratmanın önünde en büyük engeli oluşturuyor.

Eğer aksiyon, karakterlerin iç dünyasını değiştirmiyorsa ve zenginleştirmiyorsa tamamen vakit doldurucu bir kuru gürültüye sebep oluyor. Naomi ve Travis için de bu yüzden bu eleştirileri yapmak kaçınılmaz oluyor. Bunun dışında korku unsurları etrafında harmanlanan komediye dair de ciddi bir eleştiri ortaya koymak gerekiyor. Biraz “izahı olmayan şeyin mizahı olur” düşüncesiyle ilerlemeyi tercih etseler de filmin komedi yanı, hikâyenin karanlık tonunu olumlu anlamda dengelemekte ciddi şekilde yetersiz kalmış duruyor. Daha çok Naomi ve Travis üzerinden kurgulanan bu komedi yön, hiçbir şey katamamakla beraber sunulmak istenen fikirlerin ciddiyetini de düşürüyor. Kötü bir anlatım tercihi sebebiyle oyuncu performanslarını etkileyici bulmak da çok güç. Aynı zamanda karakterler bu performanslarla hiçbir kimlik kazanamıyor.

Bunların dışında yine biraz artı olarak değerlendirebileceğimiz şeyler de yok değil. Filmin başında yaratılmış ciddi atmosfer dışında sürükleyicilik noktasında herhangi bir kusurdan söz edemeyiz. Her ne kadar aksiyonu yapısal olarak negatif bulsak da işleniş açısından başarılı. Korku düzeyini de yükseltmeyi başarmış duruyor. Görsel efektler ucuz duruyor olsa da neyin neyden ortaya çıktığını göstermesi ve hikâyeyi ilerletebilmesi açısından iyi bir araç olabilmiş; bu yüzden de değerli. Naomi, Travis, Robert gibi karakterlerin dışında modern dünyada doğru çizgide kalabilen başka isimleri de bize gösteriyor Cold Storage.

Özellikle Amerikan ordusunda görevli olan Abigail (Ellora Torchia) ile Robert’ın bürokratik zincirden koparak yardımlaşmaları ve bu yardımlaşmanın görev bilincini şiddetle vurgulamasını başarılı şekilde aktarıyor. Cesur bir insan olabilmeyi, görevi layıkıyla yerine getirme fikrini doğru şekilde aşılayabiliyor. Filmin değerli eleştiri konularından yola çıktığı ortada. Biyolojik silahlar, iklim krizi, devletlerin bilim adı altında yaptığı gizli deneyler gibi meselelere eleştirel yolla yaklaşılması da kayda değer. Aynı zamanda insanlığın bu sorunu nükleer silahlarla ortadan kaldırabileceğine inanması ve bunun başarısızlığı da beraberinde getirmesi ve bu sebeple insanlığın içine düştüğü ironik durumu göstermesi Cold Storage’ın başarılı olduğu noktalar oluyor.

Cold Storage: Tanrısal Egonun Sonu Felaket

Cold Storage: Tanrısal Egonun Sonu Felaket

Kaçırılmış Fırsatlar ve Son

Yazının sonuna doğru geliyoruz ve bu filmin düşünsel açıdan doğru bir bakış açısı geliştirdiğini söyleyebilmekle beraber son derece kötü bir anlatım planlamasına ve tekniğine yenik düştüğünü de çok net görüyoruz. İnsanlığın tanrısal egosuyla, mücadele edilebilmesi zor olan doğanın gücü arasındaki çarpışmayı ortaya koyarken, politik eleştiriler üzerinden modern dünyanın ve sistemlerin kusursuz olmadığını gösterirken sağlıklı bir kafa yapısıyla yaklaşıldığını görebilmek mümkün.

Nükleer silah kullanılan sahnede olduğu gibi insanlık, sorunları hep bastırmak yoluna gidiyor ama samimi ve doğru bir çözüm geliştirmenin taraftarı olamıyor ve son her zaman bir felaket oluyor. Üzücü şekilde, bu dayanak noktaları korkunç bir film dizaynıyla heba oluyor. İyi toparlanamamış, kurgulanamamış, derlenememiş bir film Cold Storage. Nereye odaklanması gerektiğini derli toplu ortaya koyamamış bir film. Sistem, toplum eleştirisi de yapmak istiyor, ahlaki açıdan doğru olan insan profili de çizmek istiyor; her şeyden biraz biraz ekleme yapıyor ama ortaya tatmin edici bir tablo çıkmıyor.

Kaçırılmış fırsatlar, bilim kurgu ekseninde ilerleyen sinema filmlerinde aşina olunan bir durum ne yazık ki. Olgun bir bilimsel temelle birlikte ortaya konmak istenen hicivsel bir ton varken izleyiciyi sadece hikâyeye çekebilmek adına altı boş aksiyonla, basit bir kovalamacayla meşgul etmek filmi etkisiz bir noktaya indirgiyor ve Cold Storage da bundan nasibini alıyor.

Cold Storage: Tanrısal Egonun Sonu Felaket

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...