The Ministry of Ungentlemanly Warfare: Gerçek Bir Operasyonun Eğlenceli Sunumu
Sinema tarihinde en çok ele alınan savaşlardan biri, belki de en büyüğü, 2. Dünya Savaşı’dır. Milyonların öldüğü, binlerce kahramanlık hikâyesine sahip bu savaşta, herkesin bildiği olayların yanı sıra kimsenin pek duymadığı birçok küçük kahramanlık hikâyesi de vardır. Bunlardan biri, Afrika’da Nazilere ait bir tekneyi çalmak için sadece 11 kişilik bir kadroyla yapılan; aptalca ama alışılmadık bir plana sahip Postmaster Operasyonu’dur. Prime Video’da bu aptalca operasyonu ele alan bir film gördüğümde, hele ki kadrosuna baktığımda, “İzlemem gerek” diye düşündüm.
The Ministry of Ungentlemanly Warfare / Gayribeyefendi Savaş Dairesi, 2024 yılında Prime Video’da yayımlandı. Pek ilgi çekmedi ama bana kalırsa şans verilmesi gereken eğlenceli bir yapım. 120 dakikalık bu film, The Gentlemen, Snatch, U.N.C.L.E., Sherlock Holmes gibi filmlerin ve yakın zamanda izlediğimiz MobLand dizisinin yönetmeni Guy Ritchie tarafından yönetiliyor. Filmde başrolümüz ve James Bond’a ilham olan tarihî kahramanımız Gus March-Phillips’e Henry Cavill hayat verirken; dayak atma uzmanı Anders Lassen’e, Reacher rolüyle yeniden hayatımıza giren Alan Ritchson; Geoffrey Appleyard’a Alex Pettyfer; önce ajan sonra oyuncu olarak ün yapan Marjorie Stewart’a Eiza González; efsane İngiltere Başbakanı Winston Churchill’e Roy Kinnear ve James Bond efsanesini hayatımıza sokan eski bir istihbarat subayı olan Ian Fleming’e ise Freddie Fox hayat veriyor.

The Ministry of Ungentlemanly Warfare: Gerçek Bir Operasyonun Eğlenceli Sunumu
Her karakterin gerçekte yaşamış, psikopat derecede başarılara imza atmış kişiler olması ve Churchill’in özel dosyalarından alınan bilgilerle filmin çekilmiş olması dikkat çekici. Bunun yanında Henry Cavill ve Alan Ritchson’ı aynı yapımda görmek, beni bu filme çeken yegâne sebeplerden biriydi. Filmi açtığımızda bizi ne bir sunum ne de klasik bir hikâye karşılıyor. Nazilerle dalga geçen, ardından onları eğlenerek etkisiz hâle getiren bir grup adam karşımıza çıkıyor. Açılış anı, bana hemen bir nebze Soysuzlar Çetesi tarzı bir yapım izleyeceğimiz hissini verdi. Aslında haksız da çıkmadım. Soysuzlar Çetesi filmini sevenler The Ministry of Ungentlemanly Warfare’i de gerçekten eğlenerek izleyecektir.
Film, 2. Dünya Savaşı’nda Nazilere karşı yapılan cesur, aptalca ve büyük planların ters gitmesi üzerine kurulu. Size hangi filmi hatırlattı? Üstelik bu hikâye tamamen gerçek olaylar ve gerçek kişiler üzerine inşa edilmiş.

The Ministry of Ungentlemanly Warfare: Gerçek Bir Operasyonun Eğlenceli Sunumu
Hikâyenin açılışı, filmin adı gibi gayriciddi ve eğlenceli. Bizi önce aksiyonun içine sokuyor, ardından flashback’lerle karakterleri tanıtmaya ve hikâyeyi anlatmaya başlıyor. 1942 yılına, 2. Dünya Savaşı’nın tam ortasına gidiyoruz. Tarihsel olarak baktığımızda ABD’nin henüz işin içine tam olarak girmediği, Nazi Almanyası’nın Avrupa’yı kasıp kavurduğu ve İngiltere’de Churchill hükûmetinin bir çıkış yolu aradığı dönemler.
İngiltere, Almanya’nın bir tür denizaltısı olan U-Bot’ları durdurmakta zorlanıyor. Bu denizaltılara sabotaj yapacak, çok da gelecek vadetmeyen, başına buyruk bir ekip kurma planları yapılıyor. Bu ekip kesinlikle disiplinsiz ve biraz da deli cesaretine sahip tiplerden oluşmalı. Tam bu noktada Özel Operasyonlar Dairesi, ordunun en disiplinsiz ve en başına buyruk adamı olan Gus’ı çağırıyor. Gus, kralın isteğiyle hapse atılmış ve disiplinsizliğiyle ün yapmış biri. Bunu ilk anda anlıyoruz zaten: “Çay içsene” denilen yerde viski içmesi, puro ve çakmak çalmasıyla, binbaşı olmasına rağmen hiçbir asker gibi durmuyor. Gus görevi ancak kendi ekibiyle yapabileceğini söyleyince, bela ekip toplanıyor. Burada karakter tanıtımlarını görüp ekibe aşina oluyoruz.

The Ministry of Ungentlemanly Warfare: Gerçek Bir Operasyonun Eğlenceli Sunumu
Hikâye ve Kurulum
Hikâye kurulumunda Ian Fleming’i de görüyoruz. Fleming’i ne kadar yazar kimliğiyle tanısak da aslında kendisi bir binbaşı ve Deniz İstihbarat Subayı. Gus’ı çağıran ekibin içinde o da var. Hikâye bu noktadan sonra asıl olarak başlıyor. Plan yapılıyor, ekip yola çıkıyor.
Hikâye yavaş ama dolu dolu kuruluyor. İlk bir saat neredeyse sadece planı ve işleyişini izliyoruz. Bu bir 2. Dünya Savaşı yapımı ama ortada klasik anlamda bir savaş yok. Daha çok alışılmadık hikâyelerle karşılaşıyoruz: şifreli mesajlar, sahte kimlikler, casuslar, bal tuzakları ve sızma operasyonları… Bunları sık görsek de Cavill ve Ritchson’ın olduğu bir yapımda biraz daha fazla aksiyon görmek fena olmazdı. Sunum eğlenceli ve alışılmışın dışında olsa da çok akıcı ilerlemiyor. Bunun en büyük sebebi, belirlenen sabotaj planının çok uzun süre kurgulanması ve bunun bize anbean gösterilmesi.

The Ministry of Ungentlemanly Warfare: Gerçek Bir Operasyonun Eğlenceli Sunumu
Filmin giriş kısmı sürenin yalnızca yüzde 15’ini kapsarken, yüzde 75’lik bölümde sürekli düğüm sürecini izliyoruz. Çözüm ise sadece yüzde 10’luk bir zaman dilimine sıkıştırılmış. Plan çok hızlı şekilde sarpa sarıyor ve ekibin başına buyrukluğu sayesinde tamamen içgüdüsel, salakça, disiplinsiz ama cesur yeni bir plan devreye giriyor. Bu da aslında neden bu isimlerin seçildiğini bize gösteriyor. Yeni planla birlikte çözüme giriliyor ve sonuç çok hızlı alınıyor. Bu durum izleyicide ister istemez “E, bu kadar kolay mıydı?” hissini uyandırıyor.
Karakterler ne kadar şahsına münhasır olsa da öne çıktıkları anları yeterince göremiyoruz. Marjorie karakteri bir bal tuzağı olarak kısa bir süre parlıyor fakat bu daha çok casusluk tarafında kalıyor; aksiyon yükünü pek sırtlanmıyor.

The Ministry of Ungentlemanly Warfare: Gerçek Bir Operasyonun Eğlenceli Sunumu
Aksiyon sahneleri kısa ve sınırlı. Karşılaştığımız sahnelerde sunumdan çok ekibin zekâsı ve umursamazlığı ön plana çıkıyor. Çok fazla havalı hareket beklememek lazım; bu adamlar zaten disiplinsiz ve umursamaz. Eğlenceli ve sonuç odaklı sahneler mevcut ama insan yine de biraz daha “cool” anlar görmek istiyor.
Etkileyici Final
Filmin bize “Nazilerden daha kötü bir şey varsa, o da bu adamdır” dediği Heinrich Luhr karakteri ne yazık ki sabun köpüğü kalıyor. Acımasızlığı ve gaddarlığı anlatılıyor ama gösterilmiyor. Bu da mücadele hissini zayıflatıyor. Hikâye ilgi çekici, kurulum iyi; fakat ekip, planın sarpa sarması dışında ciddi bir zorlukla karşılaşmıyor. Bu eksiklik, eğlenceli anlar ve komik diyaloglarla örtülmeye çalışılmış. Sürpriz unsur neredeyse yok; film oldukça lineer ilerliyor. Final ise gayet iyi ve hikâyenin gerçek olması bu etkiyi artırıyor.

The Ministry of Ungentlemanly Warfare: Gerçek Bir Operasyonun Eğlenceli Sunumu
Filmin renk paleti oldukça canlı. Afrika sahillerinde, tropik bir adadayız ve bu ortam renkler aracılığıyla başarılı şekilde yansıtılıyor. Kostümler döneme uygun, renkli ama abartıdan uzak. Kötülerin kötüsü Gestapo’nun gelişini Gus’ın “Ne kadar iyi giyiniyorlarsa, o kadar kötüdürler” repliğiyle Hugo Boss’a yapılan gönderme hoş ve yerinde. (Bilmeyenler için: Nazi Almanyası subay üniformaları, Hitler’in isteğiyle Hugo Boss tarafından tasarlanmıştır.)
Çekim Tarzı ve Mekânlar
Çekim açıları tema renklerini öne çıkaracak şekilde seçilmiş. Geniş açılar sık kullanılıyor; karakterin arkasından mekânı gösteren kadrajlar göze hoş geliyor. Mekânlar da kostümler gibi renkli ve iyi sunulmuş. Tropik bir ada ve 1940’lar atmosferi, göz yormadan ama etkileyici biçimde yansıtılmış. Müzikler ise her tema ve mekân için ayrı bestelenmiş. Çoğu fon olarak kullanılsa da özgünlük hissi veriyor ve sahneleri destekliyor. Biraz U.N.C.L.E. tarzı müzikler diyebiliriz; genel olarak eğlenceli.

The Ministry of Ungentlemanly Warfare: Gerçek Bir Operasyonun Eğlenceli Sunumu
Genel Değerlendirme
Toparlayacak olursak, The Ministry of Ungentlemanly Warfare; 2. Dünya Savaşı temasını sevenler için alışılmışın dışında ele alınmış, tarihsel gerçekliği olan eğlenceli bir yapım. Eksikleri yok değil ama oyuncu kadrosu, görsel renkliliği, mizahı ve umursamaz anlatımıyla keyifli vakit geçirmenizi sağlıyor. Benim kişisel görüşüm, filmde biraz daha drama olsaydı çok daha güçlü bir noktaya ulaşabileceği yönünde. Hikâyenin gerçek olması ve savaşın gidişatında önemli bir rol oynamış bir olayı anlatması, filmi zihinde daha da değerli kılıyor.