Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleriSirāt: Cehenneme Yolculuk

Sirāt: Cehenneme Yolculuk

Yazar: Gamze Poşul

Sirāt: Cehenneme Yolculuk

Sirāt, Oliver Laxe’ın yönetmenliğini yaptığı, temposu ve şok etkisi oldukça yüksek bir kıyamet distopyası. Sırat, İslam dininde ‘cehennem üzerine kurulacak köprü’yü ifade eden Arapça bir kelimedir. İnanışa göre tüm insanlar, dünyadaki eylemlerinin dine uygunluğuna bağlı olarak bu köprüden farklı şekillerde geçerler. Dünya hayatını İslam’a uygun yaşamış kişiler bu köprüden kolaylıkla geçerken, dini inkar edenler için bu köprü “kıldan ince, kılıçtan keskin” olacaktır. Kafirler bu köprüden düşerek cehenneme gideceklerdir; nitekim bu inanış ilk olarak Zerdüştlükte ortaya çıkmıştır.

Mahşer Günü Karışıklığı

Film de adına yaraşır bir şekilde mahşeri andıran bir sahneyle açılıyor; Fas’ın uçsuz bucaksız çöllerindeki bir rave partisindeyiz. Müzik çok yüksek, insanlar kendinden geçmiş durumda. Kaldı ki müziğin etkisinden bağımsız bir şekilde gördüğümüz bu insanlar zaten kendilerinden geçmiş, bir mekâna aidiyeti olmayan ve dışarıdan bakıldığında serseri diyebileceğiniz tipler. Onlarca insan bir arada, kavurucu sıcağı umursamadan ve belki de müziğin ritminin etkisiyle kendilerinden geçmiş bir hâlde, karmaşık ve iç içe dans ediyor. Gördüğümüz sahnede herkesin tek yaptığı şey dans etmek olmasına rağmen, ortada duran ve görmezden gelemediğimiz o karışıklık ile telaşı fark ediyoruz. Yaklaşan korkunç bir olayın gerçekleşmesini bekliyor gibiyiz; bu sahnenin yalnızca havalı bir açılış olarak yorumlanamayacağı aşikâr. Yönetmen bu sahneyle bize âdeta, “Geliyor gelmekte olan,” diyor.

Sirāt: Cehenneme Yolculuk

Sirāt: Cehenneme Yolculuk

Aranmayanın Bulunuşu

Hikâye, bir babanın oğlu ile birlikte kayıp kızını Fas’taki bir rave partisinde aramasıyla başlıyor. Baba ve oğlunun, onları gördüğümüz ilk andan itibaren bulundukları ortama ait olmadıklarını anlıyoruz. Kendilerini içinde buldukları karışıklıkta çaresiz bir arayış içindeler. Bu arayış filmin tam merkezinde yer alıyor. Onlar Marina’yı arayadursun; dünyaya bir alarm hâlinin hâkim olmaya başladığını, partinin bitmesi gerektiğini söyleyen askerlerden öğreniyorlar. Yolculuk burada başlıyor. Başka bir rave partisine giden particilerin peşine takılıyorlar ve bir süre sonra aralarında engel olamadıkları bir yakınlık doğuyor. Pek çok klişe anlam çıkarabileceğiniz bu film, sık sık hepimizin aynı yolun yolcusu olduğunu hatırlatıyor.

Sirāt: Cehenneme Yolculuk

Sirāt: Cehenneme Yolculuk

Yola çıkıldıktan sonra film iyice gaza basıyor ve müziklerin de etkisiyle gücü artıyor. Basları yüksek, karanlık, hareketli ve huzursuzluk hissi peyda eden ritimli bir gürültü gibi. İzleyiciyi sabırsızlandırdıkça, bu huzursuzluğun meyvesini vermesini bekliyoruz âdeta. Şimdi ne olacak, ya da ne olacaksa olsun… Çünkü yüklü bir belirsizlik havası, yağmurunu bırakmayı bekliyor. Başrolümüz Luis, oğlu Estaban’dan farklı olarak birlikte yola çıktığı bu “serseri”lere güvenmiyor. Kendi yoluna odaklanmış durumda ve bu yol arkadaşlığının geçici olduğunu düşünüyor; oysaki olaylar onun beklediği şekilde vuku bulmuyor. Belki de filmin en şok edici anı olan bir kayıpla birbirlerine yakınlaşıyorlar; kayıplar bizi birbirimize yakınlaştırıyor. Luis, bu yolculukta başlangıçta olmadığı birine dönüşüyor. Kızını ararken fark etmeden kendine doğru da bir yolculuğa çıkmış ama bilmiyor.

“Artık bitsin bu azap,” dediğimiz noktada daha fazla kayıpla karşılaşıyoruz. Tabii bunun öncesinde, çölün ortasında muazzam bir sahne izliyoruz. Kahramanlarımız; yaşadıkları kayıpların ve acıların unutulması için içtikleri maddenin ve müziğin etkisiyle kendilerini dansa bırakıyorlar. Filmin başından itibaren gördüğümüz danslar, ‘dans etmek’ denince akla gelen neşeli hareketler değil; daha çok bir dışavurum gibi. Özellikle Jade karakterinin meşhur dans sahnesinde, karakterin içinde sıkışmış bir şeyi dışarı çıkarmaya çalıştığını ya da hareketlerinin devamında diz çöküp ağlamaya başlayacağını düşünüyoruz. Karakterler dans ederek ağlıyor gibiler; bunun etkisine kapılmamak elde değil.

Sirāt

Sirāt

Kayıp, ölüm, kıyamet ve varoluşa yolculuk temalarının güçlü bir şekilde işlendiği film, her saniyesiyle seyir zevki yüksek bir distopya. Hayatın özü gibi; her seferinde daha kötü bir şey nasıl olabilirse, öyle oluveriyor. Belirtmem gerekir ki seyir zevki yüksek dediysem de bu film, herkesin izlemekten keyif alacağı türden bir film değil. Oldukça kasvetli ve anlamı öylece masanın üstünde durmuyor. Ayrıca, her ne kadar aday olsa da Akademi’nin ödül vermeyeceği bir incelik ve asilikte. Sizler de ismini vermek istemediğim platformlarda filmi bulup kendinizi gerim gerim gerebilirsiniz; şimdiden iyi seyirler.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...