Kanto: Biz Neyi Arıyoruz Tam Olarak?
Bir insan kaybolup gittiğinde huzur başlarmış. Birazdan bahsedeceğim filmin başında bu sözleri okuyoruz. Bunun nedenini bilmesek de, bir insanın başka bir insana katlanamayışı üzerine söylendiğini anlayabiliriz belki de. Bu söz, belki de filmi seyrettikçe anlam kazanacaktır.
2020’de çektiği ilk uzun metrajlı filmi Kodokushi ile hayatımıza giren Ensar Altay, beş yıl aradan sonra ikinci filmiyle karşımıza çıktı. Başrollerini Didem İnselel, Sinan Albayrak ve Yıldız Kültür’ün paylaştığı Kanto, ilk kez düzenli bir işe başlama eşiğinde olan; ancak demans hastası kayınvalidesi Saliha’nın eve taşınmasıyla hayatı tepeden tırnağa altüst olan Sude’nin hikâyesini anlatıyor. Geçtiğimiz yıl Şanghay Film Festivali’nde yarışmaya giren film, geçtiğimiz aylarda Antalya Film Festivali’nde Ulusal Uzun Metraj Filmleri bölümünde de yer aldı ve Yıldız Kültür bu filmdeki performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü kazandı. Kanto, bu hafta itibarıyla TME Films dağıtımıyla Fikirdöküm etiketiyle vizyona giriyor. Bana da size bu hikâyeyi anlatmak düşüyor; belki Kanto’nun filmdeki anlamını da birlikte buluruz.
Yıllardır ailesine adanmış bir hayat süren 45 yaşındaki ev hanımı Sude, ilk kez düzenli bir işe başlamak üzeredir. Ancak demans hastası kayınvalidesi Saliha’nın eve gelmesiyle her şey değişir. Saliha’nın gelişi yalnızca Sude’nin hayallerini ve planlarını altüst etmekle kalmaz, aynı zamanda aile içindeki dengeleri de sarsar. Bir akşam yemeğinde yaşanan hararetli bir tartışmanın ardından Saliha ansızın kaybolur. Bu kayboluş, aileyi saklı kalan sırlarla yüzleşmeye ve sevgi, fedakârlık ile huzur kavramlarını yeniden sorgulamaya zorlar.

Kanto: Biz Neyi Arıyoruz Tam Olarak?
Kanto, Bu Filmin Neresinde?
Bu filmdeki senaryodan yola çıkarak kendime şu soruyu sordum: Kanto, bu filmin neresinde kalıyor? Çünkü “kanto”, İtalyanca’da “şarkı söylemek” anlamına geliyor ve çalgılar eşliğinde şarkı söyleyip dans etmeye dayalı bir türü ifade ediyor. Filmde Kanto adı, ailenin büyük kızı Elif’in katılmak istediği bir dans gösterisi olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bu noktadan sonra Kantonun filmdeki yeri sınırlı kalıyor.
Filmin asıl meselesi, aile içindeki fedakârlıklar ve Saliha’nın ansızın kaybolmasıyla birlikte kadın ve erkek rollerinin yer değiştirmesi. Bir anne kaybolmuşken bir evladın huzurlu hissetmesi hiç ama hiç normal değil; aksine anormal, hatta absürt bir durum. Sonuçta birinin kaybolmasına rağmen evladının onu aramaması, benim açımdan aileye ve anneye duyulan sadakati sorgulatacak kadar ciddi bir mesele. Bilmiyorum, siz filmi izlediyseniz neler düşündünüz? Sonrasında aile bireylerinin iç dünyaları, sanki bir duvar çatlamışçasına açığa çıkmaya başlıyor. Aslında Kantonun anlamını da yavaş yavaş kavrıyoruz: Bu dünyada bir şeyler arıyoruz ama ne aradığımızı bilmiyoruz; yaşıyoruz ama kim için, ne için yaşadığımızdan emin değiliz; dans ediyoruz ama neden dans ettiğimizi bilmiyoruz.
Senaryo açısından film, yer yer klasik bir aile filmi izlediğimizi hissettiriyor. Başlarda diyaloglar aracılığıyla hikâyeyi çözmeye çalışıyoruz: Kim kimdir, nerededir, nasıl biridir? Ancak sonrasında hikâye aileyi öyle bir çemberin içine alıyor ki, izlerken olup biteni şaşkınlıkla karşılıyoruz. Roller değişiyor, hayat değişiyor, kader bile değişiyor.

Kanto: Biz Neyi Arıyoruz Tam Olarak?
Teknikte Biraz Klasik, Biraz Yenilikçi
Filmin sinematografisi; Kalandar Soğuğu (Mustafa Kara, 2016), Kuru Otlar Üstüne (Nuri Bilge Ceylan, 2023) ve Hayat (Zeki Demirkubuz, 2023) filmlerinin görüntü yönetmenliğini yapan Kürşat Üresin’e emanet. Karabük’ün soğuk, sisli ve mesafeli manzarası eşliğinde film çoğunlukla uzak plan (wide shot) çekimlerle ilerliyor. Ancak sinematografisinde çok özgün bir yaklaşım gördüğümü söyleyemem. Soğuk ve gri renk skalasıyla, uzak planların ağırlıkta olduğu klasik bir aile dramı izliyoruz. Yer yer kullanılan yakın plan çekimler fena olmasa da, bu sahnelerin hikâyeye her zaman güçlü biçimde hizmet ettiğini söylemek zor.
Filmin tonu ve ses kullanımıyla ilgili de değinmek istediğim bazı noktalar var. Ses kullanımı benim için ortalama bir seviyede. Filmin başlarında kedi sesleri, sokak gürültüsü ve araba sesleri öne çıkarken; ilerleyen bölümlerde bu seslerin yerini köpek havlamaları, ağaç hışırtıları ve su sesleri alıyor. İlk etapta “fena değil” dedirtse de, gerek karakterlerin ses tonları gerekse atmosfer sesleri açısından daha derli toplu bir ses tasarımı tercih edilebilirmiş.
Filmin Vitamini Olan Oyunculuklar
Filmin benim için en güçlü yanı oyunculukları. Önce beğendiklerimden başlayayım. Sude rolündeki Didem İnselel, karakterin ruhsal dönüşümünü ve bitmeyen çaresizliğini oldukça inandırıcı bir şekilde yansıtıyor. Kendisini en son Aşkın Yüzü (Emre Erdoğdu, 2025) filminde izlemiştik. İlyas rolündeki Sinan Albayrak ise başta sert ve otoriter bir aile babasıyken, Saliha’nın kayboluşunun ardından yumuşayan, her şeye “evet” diyen ve huzurlu bir karaktere dönüşerek farklı bir baba portresi çiziyor. Saliha’yı canlandıran Yıldız Kültür ise demans hastası bir kadını çok katmanlı bir ruh hâliyle sunmayı başarıyor. Torunlarına duyduğu sevgiyle geliniyle yaşadığı ağır hesaplaşmayı dengeli bir şekilde yansıtıyor. Didem İnselel ve Yıldız Kültür’ün karşılıklı sahneleri, filmin en dikkat çekici anları arasında. Sessizlikler kadar patlayan öfkeler de bu sahnelerde belirgin.
Hüseyin Baylan, Elit Andaç Çam ve uzun süredir ekranda görmediğimiz Ayten Uncuoğlu, kısa süre görünmelerine rağmen etkili performanslar sergiliyor. Ece Bağcı ise kötü bir performans ortaya koymasa da, Elif rolünde karaktere yeterince ruh kattığını düşünmüyorum. Kuru Otlar Üstüne filmiyle tanıdığımız Bağcı, burada daha çok klasik “isyankâr ergen” kalıbında kalmış ve bu rolün hikâyeye güçlü bir katkı sunduğunu söylemek zor.

Kanto: Biz Neyi Arıyoruz Tam Olarak?
Sonuç
Toparlamak gerekirse; Kanto, senaryo açısından zaman zaman dolambaçlı olsa da, sürprizleri, karakterlerin geçirdiği ruhsal dönüşümler ve filmin adının taşıdığı anlam sayesinde neredeyse çok iyi bir film olma eşiğine geliyor. Güçlü oyunculukları, klasik ama yer yer etkili görselliği ve atmosfer yaratma çabasıyla genel olarak izlenebilir bir film ortaya çıkmış. İzlemek isteyenler gönül rahatlığıyla şans verebilir. Ancak izlemeyenler de çok büyük bir kayıp yaşamış sayılmaz.