KORK 2026: Salondan Çıktıktan Sonra Bizimle Gelecek Filmler
Festival Başlamadan Önce Not Alın
KORK Uluslararası Korku Filmi Festivali bu yıl yine farklı ülkelerden ve farklı korku anlayışlarından yapımları bir araya getiren geniş bir programla geliyor. Uzun metrajlardan kısa filmlere, animasyondan psikolojik korkuya kadar programda birbirinden oldukça farklı yapımlar var.
Büyük stüdyo filmlerinin dışında kalan sinemanın nasıl düşündüğünü, duyguları nasıl betimlediğini ve geriye kalan her şeyi nasıl planladığını görebildiğimiz korku festivalleri bana göre heyecanı zirvede tutan etkinlikler. Çünkü “İnsanların nasıl korkacağını biliyorum” diyerek bir hikâye üretme cesaretiyle yola çıkılmasını çok değerli buluyorum. Bağımsız korku sineması da tam bu noktada yönetmenlere büyük bir özgürlük alanı bırakıyor.
Bu sebeple festival programlarında gelecekte adını daha çok duyacağımız bir yönetmenin ilk güçlü filmini, alışıldık korku kalıplarını kıran bir kısa filmi ya da tür sinemasının başka alanlarla nasıl birleşebileceğini gösteren deneysel bir projeyi yakalamak mümkün.
Ben de KORK 2026’nın resmi seçkisi içinden özellikle dikkatimi çeken filmleri seçtim.

KORK 2026: Salondan Çıktıktan Sonra Bizimle Gelen Filmler
KORK 2026’da Dikkat Çeken Filmler
Mother of Flies (Sineklerin Anası) – John Adams, Zelda Adams & Toby Poser
Eğer bu programdan yalnızca bir uzun metraj seçmem gerekseydi, ilk olarak bu filmi seçerdim. Shudder yapımlarını zaten özellikle severek takip ediyorum.
Mother of Flies (Sineklerin Anası), bağımsız korkunun en ilginç modellerinden birini temsil ediyor. John Adams, Toby Poser ve Zelda Adams; yönetmenlikten oyunculuğa, sinematografiden müziğe ve kurguya kadar filmlerinin önemli bir bölümünü birlikte üreten bir ekip. Bu yüzden onların filmlerinde yalnızca hikâyeyi değil, bağımsız sinemanın nasıl yapılabileceğine dair alternatif bir modeli de izliyoruz.
Film, ölümcül bir hastalıkla karşı karşıya kalan genç bir kadının ormanda yaşayan gizemli bir şifacıya ve kara büyüye yönelmesini merkezine alıyor. Ancak bunu basit bir cadılık anlatısı olarak görmek filmi sıradanlaştırır. Mother of Flies, folk horror (yerel inanışlar ve ritüellerden beslenen korku) ile aile dramını birbirine bağlarken ölüm korkusunu doğrudan beden üzerinden kuruyor.
Pig That Survived Foot-and-Mouth Disease (Şap Hastalığından Kurtulan Domuz) – Hur Bum-wook
Bana göre programın en sıra dışı filmlerinden biri de bu. Çünkü burada korku sineması, animasyonun güvenli ya da yalnızca çocuklara ait kabul edilen alanını tamamen terk ediyor. Film, salgın sırasında topluca öldürülen domuzlardan hayatta kalan ve bir daha öldürülmemek için insan olmak isteyen bir domuz ile insan olmaktan nefret ettiği için hayvana dönüşmek isteyen Choi Jeong-Seok’un hikâyesini paralel biçimde anlatıyor.
Bu filmi, animasyonun neler anlatabileceğiyle ilgilenen izleyicilere, yönetmenlere ve senaristlere de öneririm. Korku filmi mutlaka karanlık bir ev, seri katil ya da doğaüstü varlık demek değil. Bazen bir toplumun “insan” kelimesine yüklediği anlam bile yeterince korkutucu olabilir.

KORK 2026: Salondan Çıktıktan Sonra Bizimle Gelen Filmler
Bocuk: Kadim Bir Ritüel — Buğra Mert Alkayalar
Bu filmi biraz daha farklı bir bakış açısıyla yorumlamak istiyorum. Çünkü bu kez karşımızda ülkemizden çıkan, bizim dilimizi ve kültürel hafızamızı taşıyan bir eser var.
Bocuk: Kadim Bir Ritüel, yerel korku sinemamızın yıllardır tekrar tekrar kullandığı bazı dini ve doğaüstü motiflerin dışına çıkarak Anadolu ve Balkan folklorunun henüz yeterince sinemaya taşınmamış başka alanlarına bakıyor. Yazının başında bahsettiğim “İnsanları nasıl korkutacağımı biliyorum” cümlesi bu film için özellikle geçerli.
Dünya korku sinemasına baktığımızda, Türkiye’nin folk horror açısından oldukça güçlü bir zemine sahip olduğunu düşünüyorum. Bunun en önemli sebeplerinden biri; Türk gelenekleri, aşina olduğumuz şehir efsaneleri, cin anlatıları, köy çevresinde geçen doğaüstü hikâyeler ve kuşaktan kuşağa aktarılan korkuların bizde doğrudan tanıdık ama aynı zamanda tekinsiz bir his yaratması. Bunlar yalnızca korku unsurları değil; aynı zamanda kolektif hafızamızın da bir parçası.
Bu sebeple folk horror türünü Türk korku sinemasının çok iyi sırtlayabildiğini düşünüyorum.
Filme gelecek olursak, Bocuk: Kadim Bir Ritüel Trakya’nın ücra bir köyünde hâlâ sürdürülen Bocuk Gecesi geleneğinin izini süren bir docudrama, yani yarı belgesel bir film. Yönetmen Buğra Mert Alkayalar, ritüeli yalnızca açıklayan klasik bir belgesel yapmak yerine kurmaca sahneler, atmosfer ve yerel anlatılar üzerinden daha sinemasal bir yapı kurmayı tercih etmiş.
Beauty Sleep (Güzellik Uykusu) – Jasmine De Silva
Korku sinemasının bedenle ilişkisi son yıllarda giderek güzellik, estetik müdahale ve tüketim kültürü üzerinden yeniden kuruluyor.
Jasmine De Silva’nın Beauty Sleep filmi de bu alanın en ilginç örneklerinden biri olmaya aday. Ayrıca body horror, yani korkuyu doğrudan beden üzerinden kuran filmleri seviyorsanız, bu yapım tam size göre.
Retro-fütüristik bir dünyada geçen filmde estetik müdahaleler sınırların çok ötesine taşınmış durumda. Güzellik trendlerinden bıkmış bir cenaze makyözü, gençlerin doğum günü partileri için makyaj yaparken bir müşterisini kazara öldürüyor ve yaratıcılığını çok daha karanlık bir şekilde kullanmak zorunda kalıyor.
Benim seçkim bu şekildeydi; resmi seçki içinde özellikle anlatı dili, atmosferi, biçimsel yaklaşımı ve korkuya farklı bir yerden bakma cesaretiyle dikkatimi çeken yapımları bir araya getirmeye çalıştım.
Bir korku festivalinden çıktığımda yalnızca “Beni en çok hangi film korkuttu?” sorusunun cevabını aramak istemem. Benim için daha önemli olan soru şudur:
‘’Hangi film, perde kapandıktan sonra bile bizimle gelmeye devam etti?’’
Karanlıkta görüşürüz. Salondan çıkarken yalnız olmayabilirsiniz.
İyi seyirler. 🙂