Anasayfa İncelemelerBelgesel İncelemeleriMy Father, the BTK Killer: Suçun Gölgesinde Kalanların Hikâyesi

My Father, the BTK Killer: Suçun Gölgesinde Kalanların Hikâyesi

Yazar: Aslıhan Or
My Father, the BTK Killer: Suçun Gölgesinde Kalanların Hikâyesi

Suç belgesellerini izlemeyi seven biri olarak, çoğu zaman benzer bir yapının tekrar ettiğini fark ediyorum : Fail bellidir, kurbanlar konuşur, polis arşivleri açılır, olay çözülür ve dosya kapanır. Bu nedenle, My Father, the BTK Killer karşıma çıktığında, gerçekten farklı bir içerik izleyip izlemeyeceğimi merak ettim.

Çünkü bu kez hikâyenin merkezinde ne bir kurban ne de bir polis yer alıyor; merkezde, bir seri katilin kızı bulunuyor. İlk kez bir suçlunun bıraktığı kişisel yıkımın ve bunun ailesi üzerindeki etkisinin bu kadar doğrudan ve içten ele alındığını gördüm. Belgesel boyunca suçun kendisinden çok, o suçun çevresinde yankılanan kırık hikâyelere tanık oluyoruz. Bu açıdan, izlediğim diğer True Crime içeriklerinden kesinlikle ayrıştığını söyleyebilirim.

Belgeselin yönetmen koltuğunda Skye Borgman oturuyor. Borgman’ın önceki çalışmaları arasında “Unknown Number: The High School Catfish” gibi gerçek hayat hikâyeleri yer alıyor; bu belgeselde de suçla yüzleşme temasına odaklanan bir anlatım izleniyor.

Hikâye, Amerika tarihinin en çok konuşulan seri katillerinden biri olan BTK (Dennis Rader) üzerine kurulu olsa da, belgeselin farkı, Rader’ın değil, onun kızı Kerri Rawson’ın yaşadıklarını merkeze almasıdır. Kerri’nin çocukluğundan itibaren ideal bir baba figürü olarak tanıdığı adamın, aslında onlarca insanı vahşice öldüren bir seri katil olduğunu öğrenmesiyle başlayan süreç, belgeselin ana omurgasını oluşturuyor.

Baba-kız ilişkisine dair yerle bir olan güven duygusu, aile içindeki çöküş ve toplumun bakışı çok katmanlı biçimde aktarılmış. Aynı zamanda Rader’ın “BTK dışındaki” hayatına da tanıklık ediyoruz: Nasıl bir eşti, nasıl bir babaydı, kilisede nasıl biri olarak görünüyordu — bunlar belgeselde detaylı bir şekilde işlenmiş.

İzlerken ilk defa bir suçlunun çevresindekilerin, özellikle de ailesinin, bu suçlardan nasıl etkilendiğini bu kadar net gördüm. Bu, benim için farklı bir izleme deneyimiydi. Hep katilin kim olduğu, nasıl yakalandığı, kurbanlara ne yaptığı konuşulur. Ama belki de hiç düşünmediğimiz şey şudur: Bu insanlar ailelerine ne bırakıyor?. Kerri’nin yaşadığı travma çok büyük. Yıllarca bir baba figürüne bağlanıyorsunuz, sonra bir gün öğreniyorsunuz ki o adam aslında toplumun en karanlık isimlerinden biriymiş.

My Father, the BTK Killer: Suçun Gölgesinde Kalanların Hikâyesi

My Father, the BTK Killer: Suçun Gölgesinde Kalanların Hikâyesi

Ancak bazı sahnelerde kendi içimde çelişkiye düştüğümü de söylemeliyim. Kerri Rawson’ın yaşadığı şeyler çok zor, orası kesin. Anlattığı her detayda yaşadığı kırılmayı, hayal kırıklığını ve karmaşayı görmek mümkün.

Yine de izlerken bir yandan da bu hikâyeyi çok fazla anlatmaya başlamış olması dikkatimi çekti. Kitap yazmış, belgeselde yer alıyor, birçok programa konuk olmuş…. Bu tekrar tekrar anlatma hâli zamanla “anlatmak”tan çıkıp “anlatının etrafında bir kimlik oluşturmak” gibi gelmeye başladı bana. Elbette herkes yaşadığı travmayla farklı şekillerde baş eder , ama bu kadar çok görünür olma hâli ister istemez beni belgeselin duygusundan biraz uzaklaştırdı.

Özellikle bazı sahnelerde, gerçekten içinden gelen bir ifadeden çok, artık tekrarlana tekrarlana alışılmış bir hikâyeye dönüşmüş bir anlatı izlenimi verdi. Bir yerde, belki farkında olmadan, bu travmanın etrafında bir kariyer ya da medya varlığı oluşmuş gibi hissettim. Bunun doğru ya da yanlış olması tartışılır , ama izleyici olarak bende bıraktığı etki bu yöndeydi. Bu da belgeselin kişisel tonuyla aramda bir mesafe oluşmasına neden oldu.

Sonuç olarak, My Father, the BTK Killer bende soru işaretleri bıraksa da , genel anlamda farklı bir bakış açısı sunduğu için izlenmeye değer bulduğum bir belgesel oldu. Suçun merkezine değil, çevresine; hatta çok daha sessiz kalan bir noktaya — yani suçlunun ailesine — yönelmesi açısından önemliydi.

Özellikle suç belgesellerine aşina biri olarak, ilk kez failin bıraktığı yıkımı bu kadar yakından ve kişisel bir yerden izlemek benim için farklı bir deneyimdi. Belgesel, bazı anlarda gerçekten duygusal bir yoğunluk yakalıyor; Rader’ın iki yüzlü yaşamı, Kerri’nin geçmişiyle hesaplaşması, toplumun bu insanlara nasıl yaklaştığı gibi konular düşündürücüydü.

Ancak bir yandan da daha bütünlüklü, daha dengeli bir anlatım beklediğim yerler oldu. Her ne kadar içten bir anlatı kurulmak istenmiş olsa da bazı bölümler fazla dağınık, bazıları ise fazla tekrar hissi verdi. Yine de bu alanda farklı bir açı sunması açısından değerli. Özellikle suç belgesellerinde yeni bir anlatım yönü arayanlar için izlenesi ama sorgulatıcı bir yapım olduğunu düşünüyorum.

My Father, the BTK Killer: Suçun Gölgesinde Kalanların Hikâyesi

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...