Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleri The Girl and The Spider: Yalnızlığı Şiirsel Anlatan Film

The Girl and The Spider: Yalnızlığı Şiirsel Anlatan Film

Yazar: Gökçe Koçaslan

The Girl and The Spider: Yalnızlığı Şiirsel Anlatan Film

Ramon ve Silvan Zürcher’in art house filmi The Girl and The Spider toplumda bireyselliğin ele alındığı bir film. Ana karakter Mara’nın, ev arkadaşı olan Lisa evden taşınırken başlıyor film. Bir bilgisayar ekranında taslak bir evin pdf dosyasını görüyoruz, Mara özenle Lisa’ya hediye hazırlarken.

Mara ve Lisanın dinamiği, taşınmaya hazırlandığı günden itibaren değişiyor. Her ne kadar aralarındaki ilişkinin sadece arkadaşlıktan ibaret olmadığını anlasak da birbirlerine veda ederken yaşadığı süreçler çok farklı. Mara yalnız kaldığında melankoliyle baş başa kalırken, Lisa daha çok kendini yeni sürece hazırlamaya çalışıyor.

Karakterlerin yaşadıkları durumu nasıl farklı bir şekilde hayatlarına yansıttıkları ise karakterlerin iç dünyasını biraz daha anlamamızı sağlıyor. Birden çok karakterle tanışıyoruz film ilerledikçe. Karakterlerin birbirlerinin hayatlarına nasıl bağlı olduğunu seyirciye ulaştırma konusunda sinematografik elementleri kullanmaktan çekinmiyor Zürcher Kardeşler.

Karakterlerin hayatlarını detaylı anlatmaktansa yorumlamaya açık bırakılıyor film. Dünyalarını ufak detaylarda görebilsek dahi, Mara’nın çizimlerindeki gibi, tam olarak amaçlarını anlamak konusunda net bir şey söyleyemiyoruz.

Karakterlerin isteklerini ve düşüncelerini, yaptıkları hareketlerindeki keskinlikten takip edebiliyoruz yalnızca. Karakterler toplumla harmanlanmış, birbirlerine karşı olan salt negatif duygularını saklama konusunda da pek de iyi olmayan tiplemeler. Kıskançlık, öfke, üzüntü ve ihanet gibi duygular karakterlerin haraketlerinde en belirgin olarak gördüğümüz duygular.

Seyirciyi karakterlerin hayatlarına dahil etmeye çalışarak, sahnelerde çoğu kez kameradan uzaklaşıp tekrar geçen, gerçekçi bir sinematik dil ile şekillendirmiş film. Bu konuda görüntü yönetmeni Alexander Haßkerl’in en çok dikkat ettiği nokta ise kameranın omuz hizasından olması ve karakterlerin sık sık ekrandan çıkıp ekrana tekrar dahil olmasıyla yaratılmış. Sanki seyirci de apartmanda yaşıyor ve olaylara tanıklık ediyor hissi uyandırmak için kullanılan bu yöntemler, daha gerçekçi bir sinema dili uyandırıyor. Zürcher kardeşler ise gerçekçi bakış açısını şiirsel dille, daha çok dünya dışı hissiyatı yaratma konusunda usta. Önceki filmlerinden de aşina olduğumuz gibi, yönetmenler yine gerçekçi bakış acısını şiirsel/görsel anlatımla harmanlayıp, seyirciye sosyal/psikolojik kavramları sorgulatıyor. The Strange Little Cat ise daha çok bize şiirsel ve deneysel bir bakış açısı ile film devam ederken, The Spider and The Girl filminde görsel anlatımın da büyüsüne kapılıp şiirsel anlatımı ve varoluşsal replikleriyle oluşan Mara’nın bir deniz sahnesiyle kapatıyoruz filmi.

Sahnenin bu denli etkileyici olması ve anlatım tarzının Chris Marker’ı nasıl bize hatırlattığını hissediyoruz. Chris Marker da gerçek hayattan kesitlerle, kendi perspektifinden olayları içten, deneysel ve şiirsel yaklaşarak anlatabilen biriydi. Sans Soleil filmi ise izlemeden geçmeyin diyebileceğimiz, akılda kalan nadir filmlerden.

Görsel anlatımından etkilendiğimiz The Girl and the Spider birçok soru işaretiyle seyirciyi yalnız bırakıyor. Karakterlerin motivasyonlarını film boyunca detaylı bir şekilde anlayamasak bile kendi aralarındaki diyaloglardan ufak da olsa fikir edinebiliyoruz. Senaryonun sadeliği, görsel anlatımı her ne kadar kuvvetlendirse de bir o kadar yoruma açık bırakıyor filmi. Seyirciyi asıl gerçeğe yaklaştıran sahneler ise karakterlerin yalnız kaldığında ve bir araya geldiklerindeki kontrastı görmek oluyor. Günümüzde yaşadığımız sosyal ve toplumsal sözsüz kuralların, bir kalıba girmenin ya da kendimizi adapte etmenin bize olan etkisini karakterler üzerinde de görmek mümkün. Melankoliyi son derece yoğun yaşayan Mara, sosyal bir ortamda daha canlı ve dinamik bir karaktere dönüşebiliyor. Toplumun bize psikolojik olarak, kasıtlı ya da kasıtlı olmayarak baskıladığı bir kimlik karmaşasına dahil oluyoruz apartman sakinlerini izledikçe. Karakterler aslında kimliklerini henüz oluşturamamış, hala arayışta olan ve hayatın koşullarıyla sürüklenen bireyler. Tıpkı herkes gibi.

The Girl and The Spider: Yalnızlığı Şiirsel Anlatan Film

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap