Tenet: Nolan Filmografisinde Yeni Bir Devrin Başlangıcı

Tenet: Nolan Filmografisinde Yeni Bir Devrin Başlangıcı

Bazı yönetmenler vardır; her çekeceği filmi bir sonraki filmi için bir merdiven olarak kullanır. Bir önceki filmde deneyimlediği şeyler aslında şu an izliyor olduğunuz filmden daha da iyi filmler geleceğinin, yönetmenin kendisinin şimdiki en iyi filmi olmadığının kanıtıdır. Kubrick ve Christopher Nolan, buna gösterilebilir en büyük örneklerdendir. Kubrick ömrü boyunca en iyisini çekmek için çabalayıp her zaman bir öncekinin üstüne çıktı.

Nolan’ın şimdiki geldiği noktada, gördüğümüz her yeni filminde bir önceki filminden ve sinema tarihi içerisinden referanslar görmemiz mümkündür.

Nolan, Tenet ile madde ve zaman örgüsü içerisinde bir çalışma sunarken bunu filmin kurgusuna da yedirip bu filme normal bir film izliyormuş gibi bakmamamızın özellikle altına çiziyor. Normal bir hikayenin girişi, gelişimi ve çözümü vardır fakat Tenet’te ise bu durum çok farklı. Tenet’e, normal bir filmi izliyormuş gibi değil de tam orta kıyılarından bakmak çok önemli. Filmi beğenmeyen insanlar da özellikle bu konuda büyük sorunlar yaşamakta. Gerçek Nolan bu. Daha önceden çalıştığı ekiple değil de yeni insanlarla çalışmak kendisine fazlasıyla yaramış.

Nolan filmlerinin beğenilmemesi belki onlar için doğru bir yaklaşım olabilir ama Tenet’te denediği şeyler ancak kendisi gibi bir yönetmene yakışırdı. Başka yönetmen bu filmi çekse kesin beğenirdim diyenlere söylemek gerekir ki başka bir yönetmen böylesine bir film çekemezdi.

Eski Nolan diyip tutturduğunuz yönetmeni sürekli bu açıdan vuracaksanız eğer eski kurgucusu, eski görüntü yönetmeni ve eski müzik bestecisi Hans Zimmer’ın devamında çalışacağı filmleri izleyebilirsiniz. Dunkirk ve şimdi Tenet ile birlikte filmografisi için bir devrim yaratıyor.

Filmin müziklerini yapan Ludwig Göransson’dan mevlam binbir kere razı olsun. Bir sahnede zaman, fakat farklı açıdan bakınca birnevi maddeler aynı anda en az 2 şekilde birbirleriyle dans ederken geriye doğru giden akışta müzik titreşiyor. O hissi derinlemesine alıyorsun.

Film belli olaylar içerisinde dönüyor, karakterlerin herhangi bir etkisi yok diyenleri an-la-ya-mı-yor-um. Ya oturma organlarından izliyorlar, ya körler ya da anlatılan hiçbir şeyi doğru düzgün dinlemek konusunda sığlar. Kimseden özür dilemiyorum isteyen de kusuruma bakabilir.

Gerek David Washington’ın gerekse de Pattinson’ın karakterleri arasındaki bağ olsun, oyunculuklarıyla birlikte o kadar güzel işleniyor ki aşık olmamak elde değil. Özellikle Elizabeth Debicki’nin karakter gelişimi takdire şayan. Ya bu film çok güzel, sayfalarca övebilirim.

Daha fazla uzatmayacağım ama film hakkında uzun zaman boyunca daha konuşmaya devam edeceğim. İmkanınız varsa, şehrinizde IMAX bulunuyorsa sakın IMAX’ten başka bir şeyde izlemeyin. Washington adama rendeyle falan girişiyor sanki bana vuruyor, nabzım 3500 falan attı film boyunca. Filmi gömenler, inanın bana umrumda değilsiniz. Umarım filmi izleyecek olanlar önceki filmlerde olduğu gibi sürü psikolojisine uyarak filme girmez de Tenet’in ne kadar iyi bir film olduğunun farkına varır, beni anlar biraz. Hadi görüşürüz.

5 3 Oylar
Oy Ver
Yazıya Abone Ol
Bildir
1 Yorum
En Eski
En Yeni En Çok Oylanan
Tüm Yorumları Göster

Umut Tiryaki yorumuyla filmleri irdelemeyi çok seviyorum, kaleminize sağlık Umut Bey.