Relic: İKSV Özel İnceleme

Relic: İKSV Özel İnceleme

Prömiyerini Sundance Film Festivalinde yapan, senaristliğini (romancı Christian White ile birlikte) ve yönetmenliğini Natalie Erika James’in üstlendiği dram, korku ve gerilim filmi Relic’i İKSV Film Festivalinin çevrimiçi Şubat ayı seçkisinde izleme fırsatı buldum. Alzheimer demansı ile kaybedilen hafıza, bunun yarattığı yıkımlar, etkilediği aile içi ilişkiler, yaşlılık, gençlik ve korkularla harmanlanmış temasını bize daha önce keyifle izlediğimiz Ari Aster harikası “Hereditary” ve “The Babadook” gibi korku-gerilim yapımlarının atmosferini hatırlatarak sergiliyor. Ünlü eleştirmenlerden aldığı 77 puanlık IMDB Metascore’u nedeniyle yüksek bir beklentiyle izlediğim film maalesef çoğu açıdan beklentilerimi karşılayamadı. Avustralyalı genç yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi olmasının senaryoda boşluklar yaratmasını ve hikayeyi sağlam bir temele oturtamamasını anlayabilsem de bu filmin seyircide bıraktığı izin işitsel ve görsel dizayndan daha fazlası olduğunu düşünmüyorum.

Edna (Robyn Nevin), Kay (Emily Mortimer) ve Sam (Bella Heathcote) hikayemizdeki ailenin üç kuşak kadın karakterlerini oluşturuyor. Ailenin büyükannesi Edna’yı bir süredir haber alamadıkları gerekçesiyle kızı ve torununun merak etmesi ardından aramaya koyulmasıyla başlıyor filmimiz. (Filmin daha çok başında büyükanneyi aradıkları yer Melbourne’un şehir merkezi dışında, kıyıda köşede kalmış, izole bir ev olunca klişe korku filmlerindeki klişe sahneleri, jumpscare’ları bol bol bekledim açıkçası. Çoğu zaman film bize bu beklenen klişeleri vermeyerek mantıklı davransa da bu sefer de sıkıcı bir tekdüzelikten kurtulamıyor.) Evin iç mekan çekimlerinde yakına alınarak detaylandırılan ve dikkat çekilen küçük kağıtlara alınmış notlar, Edna’nın Alzheimer demansı hastalığını tayin etmemizi kolaylaştırıyor. Kişinin düşünce, hafıza ve davranış fonksiyonlarında ciddi azalmalara sebep olabilen bu hastalık bize filmin gidişatı hakkında, nörolojik labirentleri içinde kaybolacağımız bir karakter adına fikir veriyor.

Edna’nın Alzheimer’ına emin olduktan sonra kızı Kay’in bu ilerlemiş semptomlardan haberi bile olamayacak kadar konuya uzak olduğunda ve aslında annesiyle arasındaki aile bağlarının güçsüzlüğü konusunda da bir kanıya varıyoruz. Bu zayıf bağlar Kay ve Sam arasındaki soğukluktan da kendini oldukça belli ediyor. Kay, kaybolan annesi için polise haber verdiğinde aralarının bozuk olduğunu ve bundan duyduğu suçluluk duygusunu en çıplak şekliyle yansıtıyor. Burada kadın oyuncuların hem filmde büyük yeri olmalarından duyduğum mutluluğu hem de çok iyi iş çıkardıklarını paylaşmak istiyorum.

Buraya kadar sıradan bir dram gibi ilerleyen Relic, Edna’nın aniden evde belirmesi, açıklanamayan birtakım davranışlar sergilemesiyle eve hakim olan bir varlığın Edna’nın bedenini ele geçirdiğini görüyoruz ve film tam bir gerilime dönüşüyor. Uzun bir süre de bu gerilimi slow-burn tadında ilerletiyor. Bence bu, senarist yönetmen James’in ilk büyük hatalarından biri. Etkisini yavaş yavaş gösteren gerilimler eğer süresi, sahne geçişleri ve kurgusu doğru ayarlanabilirse keyifli oluyor, evet. Fakat Relic’te bu etki beklenmedik bir şekilde seyirciyi sıkıcı ve bunaltıcı bir yola sürüklüyor. Film bir kısır döngüde yalpalamaya başlıyor. Sanki yirmi dakika sürmesi gereken sekanslar saatlere yayılıyor ve en kötüsü de bu seyirciye hissettiriliyor.

Bence ikinci büyük sorun da Relic’in Alzheimer demansı hakkında merkezine aldığı metaforun birçok açıklanamayan, muğlak detayı kaldırabilecek yapıda gibi durmasına rağmen bunu başaramaması. Film adeta kendi yarattığı metaforlar altında ezilip seyircinin anlam arayışına da köstek oluyor. Bazen çok klasik bir korku filmindeki gibi hayaletli bir ev ortamını izliyor gibi düşünüyoruz, bazen bir psikolojik gerilimde gibiyiz, her şeyin materyal nörolojik yansımalar olduğuna inanıyoruz. Ama hiçbir zaman film belli bir tonda değil; Natalie James filmi sürekli bir çorba gibi metaforlar, korku klişeleri, hayaletler aklınıza gelebilecek birçok unsuru kararsızlık içinde karıştırıyor. Bu sıkıcı sürecin finalinde gördüğümüz “sıra kuşaktan kuşağa geçerek en sonunda Sam’e de gelecek” mesajı, film boyu açıklanamayan ve anlamlandırılmayan onca detay varken oldukça basit ve konudan bağımsız kalıyor.

Filme dair beğendiğim, gerçekten memnun kaldığım tek detay görsel ve işitsel şöleniydi. Seçilmiş göz alıcı mekanları doğru ışıkla eşleştiren görüntü yönetmeni Charlie Sarrof, doğru ses doğru müzik doğru efekt ile filmi bir mühendislik harikasına çeviren Brian Reitzell, detaylı prodüksiyonun tasarımcısı Steven Jones-Evans ve sanat yönetmenleri oldukça iyi iş çıkarmıştı. Fakat bir film, mühendislikten çok daha fazlası olmalı. Relic için kişisel puanım: 34/100.

Relic, İKSV İstanbul Film Festivali’nin çevrimiçi gösterimlerinde 12-17 Şubat 2021 tarihleri arasında yayında. İyi seyirler…

Relic: İKSV Özel İnceleme

Aylin Şahin’in Diğer Yazıları İçin Tıklayın.

0 0 Oy Ver
Oy Ver
Yazıya Abone Ol
Bildir
0 Yorum
Tüm Yorumları Göster