Gomorrah: La Serie (İnceleme)

Gomorrah: La Serie (İnceleme)

Roberto Saviano’nun aynı isimli romanından uyarlanan televizyon dizisinde, Napoli gettosunun soğuk yüzü realist bir yaklaşımla gözler önüne seriliyor. Gerçek olay ve karakterlere dayanan olay örgüsü bizlere suç örgütlerinin sevimli yüzlerini değil, tamamen karanlık, pozitif enerjiden uzak taraflarını sergiliyor. Organize suç örgütlerine neden organize suç örgütü denildiğini kapsamlı ve detaycı sahnelerle ve Mokadelic’in dram temalı müzikleriyle bizlere idrak ettiriyor. Sosyopatlığın nasıl bir norm haline geldiğini ve her işlenen suçun bir bedeli olduğunu farketmemize olanak sağlıyor. Başlangıçta “Mafia” kültürüne dışardan bir bakış olarak gözükse de, ilerledikçe karakterlerin psikolojileri, değerleri hakkında derin bilgiler ediniyorsunuz ve şundan emin olabilirsiniz; Hiçbirine bir sempati beslemeyeceksiniz. Marco D’Amore ve Salvatore Esposito’num başrollerini üstlendiği serinin yönetmen koltuğunda ise Stefano Sollima oturmakta.

Dizi İtalyan asıllı organize suç ailesi “Di Lauro” klanına, yaşadıkları ve yaşattıklarına odaklanmakta. Kokain ticareti ve inşaat sektörü ekseninde yol alan senaryo kurgusu, bizlere bu ailenin ve ailelerin İtalya’yı nasıl yer altından yönettiklerine dair bilgiler veriyor. Baba Don Pietro Savastano (Fortunato Cellino) ile başlayan kan gölü, oğul  Gennaro Savastano (Salvatore Esposito) yani Cosimo Di Lauro ile devam ediyor. İtalyan haberlerini takip edenler ise güncel tarihimizde Napoli’nin altını üstüne getiren Gulliano klanı ve niceleri hakkında bol ve daha içerikli bilgi edinecekler.

Mafya Babası olur da Mafya Anası olmaz mı ?

Dediğimiz gibi anlatılan olay ve kişiler gerçek olay ve kişilere dayanmakta. Dizide İtalyan Kadınları’nın organize suç hiyerarşisindeki yerleri ise sansasyonel derecede yukarlarda. Kadın korumalardan tutun, kadın tetikçilere, örgütlerin en üst seviyelerinde bulunan Hanım Ağa’lara, kadınlar bu karanlık dünyanın bel kemiğinde.

Dizinin ‘prequel’i niteliğinde, karakterlerden Ciro D’Marzio’nun anlatıldığı L’IMMORTAL  adlı film de izlemeye değer.

Bir şey çok dikkatimi çekti. Suçluların hepsinin dinine çok bağlı olması. Aklıma 1929 Büyük Bunalımı yıllarında neredeyse hükümet sahibi olan ünlü gangster Al Capone’un şu sözleri geldi.

“Çocukken her akşam yatmadan önce ve aklıma geldiği her an Tanrı’ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı’nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim, kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrı’ya günahlarımı affetmesi için dua ettim.”

Dizinin, İtalya’nın en büyük babası kabul edilen Berlusconi’nin SKY kanalında yayınlanması ayrı manidar. Yazar Roberto Saviano romanın basımının ardından ölüm tehditleri alıyor ve o günden günümüze Birleşmiş Milletler koruması altında yaşıyor. Dönemimizin ünlü yazarlarından Umberto Eco, Saviano’yu Salman Rüşdi’ye benzetiyor. Zira Rüşdi hakkında İslam’ı rencide ettiği gerekçesiyle önceki İran lideri Humeyni tarafından ölüm fetvası verilmişti. Roberto Saviano Türkiye iç politikası ile de hayli ilgili. Sunduğu televizyon programında Türkiye hakkında kimine olumlu kimine olumsuz gelebilecek propagandalar yapmakta.

Türkiye hakkındaki düşüncelerini bir kenara bırakırsak, yazara İtalyan Uğur Mumcu benzetmesi yapabilirim. Gerçekten korkusuz bir kalem ve yazarlık kariyerinden önce suç örgütlerinin bir parçası olduğunu varsayarsak işin mutfağından gelme diyebiliriz kendisi hakkında.

Amerika’daki 5 suç ailesi, İtalya’nın kendi içindeki örgütlerden korkmakta ve saygı göstermekte. Diziyi gerçek karakterlerle bağlam içerisinde izlerseniz sistemin başlı başına “saygı” çarkları çerçevesinde döndüğünün farkına varacaksınızdır. Bu puslu hava Hollywood filmleri gibi ağır keman, dolgun ses tonları ve yavaş diyaloglar ile gösterilmiyor tabi ki. Saygı bu sektörde kilit kelime denilebilir. Ne kadar saygı duyulacağınız yaşınızla veya akademik kimliğinizle değil ne kadar cesur olduğunuzla alakalı bu karanlık dünyada. Ve bağımlılıklar. O kadar karanlık bir dünya düşünün ki, zayıflıkların asla affı yok. Bu içtiğiniz sigara da olabilir, her zaman gittiğiniz restoran da, sevdiğiniz kadın da, çocuğunuz veya anneniz de olabilir. Sevdikleri, karakterlerin bağımlılıkları ve düşmanları onların ölümden değil bağımlılıklarını kaybetmekten korktuklarını adları gibi biliyorlar. Bir ara öyle bir dumura uğradım ki, “IZO” mu izliyorum bu nedir dedim içimden.

İtalya tatilimde İtalya’yı güzel şarap, bol karbonhidrat ve rönesans esintilerinden oluştuğu yanılgımı, diziyi izledikten sonra bir İtalyan arkadaşımla konuştuktan sonra şu geri bildirimi ile tamamen algılamış oldum. İtalya Avrupa’da hayata yeniden başlamak isteyen suçluların 1 numaları durağı imiş. Ver 3000 euro, adın X’mi, tamam artık Tonino, al kimliği devam et. Yani Michelangelo’nun heykelleri, aslında romantik çiftlerden çok kan, pislik ve kokain görmüşler de diyebiliriz.

Napoli-Scampia-Secondigliano gerçekten Avrupa’nın suç başkenti ve dizimiz de burada ve gerçek olaylara binaen geçiyor. Güya Berlin derler, biz Galatasaray forması ve flipfloplarla geziyoruz Kottbusser-Tor’da 🙂

5.Sezonu 21 Ocak’ta izleyici ile buluşacak dizi, bilinçaltlarını karartmak isteyen ve monoton suç-dram dizilerinden bunalanlara kült bir yapım hissiyatı verecektir. Buna mütevellit romanı da çok tavsiye ediyorum.

IMDB : 8.7

Rotten Tomatoes : %87-%92

Gomorrah: La Serie (İnceleme)

Oğuz Türe’nin Diğer Yazıları İçin Tıklayın.

5 1 Oy Ver
Oy Ver
Yazıya Abone Ol
Bildir
0 Yorum
Tüm Yorumları Göster