Anasayfa İncelemelerFilm İncelemeleri Geçen Yaz: Bir Yaz Hikâyesi

Geçen Yaz: Bir Yaz Hikâyesi

Yazar: Zeynep Polat

Geçen Yaz: Bir Yaz Hikâyesi

Güneşinin, denizin, kumsalın, yaz partilerinin eksik olmadığı bir tatil hikâyesiyle uzun bir aradan sonra karşınızdayım. Çocukluktan sıyrılmak isteyen ergenlik çağındaki Deniz’in kendisinden yaşça büyük olan Aslı’ya aşkını seyrediyoruz filmde. Doksanlarda geçen hikâye, dönemini oldukça iyi yansıttığı övgülerini beraberinde getiriyor. İzlerken her ne kadar sevimli yaz anılarımı anımsatsa da film, benzer yapımlarından farklılaşamıyor.

Yönetmen koltuğunda Atiye, Yarına Tek Bilet, Aile Arasında gibi çok konuşulan yapımlara imza atmış Ozan Açıktan oturuyor ve senaryoyu Sami Berat Marçalı kaleme alıyor. Oyuncu kadrosuna aşina değilim ancak oyunculukları keyifli buldum. 16 yaşındaki Deniz’i canlandıran Fatih Berk Şahin rolüne oldukça uygun, kendisine Ece Çeşmioğlu, Halit Özgür Sarı, Aslıhan Malbora eşlik ediyor. Kubilay Tunçer’in oyunculuğuna ayrı bir parantez açmak istiyorum; Fatma, Doğu gibi yapımlarda rastladığım ve performansına hayran kaldığım isim, bu yapımda da kalender bir baba rolünde dikkat çekiyor.

Yazı geçirmek için her yıl gittikleri yazlıkta ablasının arkadaşı Aslı’ya âşık olan Deniz; büyüdüğünü, artık genç bir erkek olduğunu ablasına, ablasının arkadaş grubuna ve Aslı’ya kanıtlamaya çalışıyor. Aslı’nın onu küçük kardeşi gibi görmesiyle savaşıyor. Deniz’in ekseninden seyrettiğimiz olaylarda senaryo, Deniz’in hislerini seyirciye geçirmede zaman zaman yetersiz kalıyor. Bunun yanında yan karakterleri de yüzeysel ve uzakta bırakıyor. Bu eksiklerin üzerine çeşitli gençlik yapımları klişelerinden sıyrılamayışı da eklenince film kendine özgü bir iz bırakmıyor bende.

Ergenlik döneminin tatlı bir aşk esintisinin kavruk bir yaz mevsimiyle işlenmesi seyirci koltuğumuzda bizleri anılara, sıcak ve güneşli denizlere, belki de ilk aşkımızda hissettiğimiz heyecanlara götürüyor. Teknolojinin hayatımızı henüz yönetmediği bir dönemde, arkadaş gruplarının ve aile ilişkilerinin tarifi güzel yapılıyor ve doksanlar esintilerini hissetmeye başlıyoruz. Hayatın görece daha masum olduğu bu dönemi seyretmek o yılları, çocukluğumuzu hatırlatmayı vaat ediyor. Şayet doksanlar çocuğuysanız bu film size ergenlik yıllarınızı anımsatabilir, milenyum gençliğinden olmama rağmen benim de bazı hislerimi tazelememe yardımcı oldu.

Deniz’in iç dünyasında verdiği savaş, Aslı’ya kendini kabul ettirme çabası ve bu uğurda attığı adımları samimiyeti hissediliyor. Cinsel uyanışının Aslı’nın bedeni üzerinden yansıtılması, tekrara düştükçe banalleşiyor ve bu tekrarlar filmin akışını oldukça yavaşlatıyor. Deniz’le baş başa kalıp hislerini mimiklerinden ve davranışlarından okumaya çalıştığımız sahneler güçsüz kalıyor. Deniz’in ekseninde izlediğimiz Aslı’nın iç dünyasına da yabancı kalıyoruz ve bu aralarındaki ilişkiye duyduğum samimiyeti azaltıyor.

Hikâyenin dinamiği beklediğimiz reaksiyona ulaşmıyor, filmin giriş kısmının başarısına karşın ilerleyen dakikalarda benzerlerinden farklı bir yola sapamıyor. Film boyunca bir sonraki olay örgüsünü tahmin etmeye çalışıyor ve muhtemelen tahminimizde yanılmıyoruz, belki de tahminimizin altında kalan akışı seyrediyoruz.

Filmi izlemeden önce fragmanı seyrettiğimde homoseksüel bir aşka tanıklık edeceğimizi zannettim ve filmin yerli Netflix yapımlarından aykırı bir şekilde ayrılacağını düşündüm. Filmi izleyince de Deniz karakterini Elio’ya benzetmeden edemedim ve bolca Call Me By Your Name’i anımsadım. Aslı’ya ulaşması konusunda rakibi olan Burak’ın Deniz’den hoşlanıyor olması ihtimalini düşündüm ve temenni ettim, çünkü film bana göre bu şekilde özgünlüğünü yakalayabilirdi. Hayal kırıklığına uğrayarak kurduğum benzetmenin bozulmasıyla ve umduğumun oldukça altında bir senaryoyla filmi tamamladım.

Seyirci yorumlarında filme dair keskin bir sınıfçılık eleştirisi okuyorum ve katılmıyorum. Herhangi bir sinema yapıtından izleyici kitlesinin genelini kapsayacak bir sosyal hayat yakalayıp yansıtmasını beklemek uçarı bir yaklaşım bana göre. Yazlığa gitmeden de hissedebileceğim duygular ve yaz mevsiminin atmosferinden kendime ait bir şeyler buldum ve filmi bu yönüyle başarılı buldum.

Filmin sinematografisinden de söz etmek istiyorum; yazın ışıltısını, denizin berraklığını başarılı bir şekilde görüntüye taşıyor ve izlerken hissettiğimiz hülyalı yaz hislerine destek oluyor. Yerli yapımların aşamadığı sorunlardan biri olan ses kullanımı problemine zaman zaman yenik düşse de, film müzikleri başarılı ve dinleme zevki uyandırıyor.

Yazı boyunca dönemini ve mevsimi başarıyla yansıttığından söz ettim ancak bir filme başarılı diyebilmem için bu unsurları destekleyecek çekici bir senaryoya, olay örgüsüne, merak unsurunu canlı tutan öğelere ihtiyaç duyuyorum. Film bu eksiklikleriyle zayıf kalıyor ve yaz esintisini hissettirmesine rağmen beklediğimden farklısını vermiyor bana. Filme puanım 5/10 ve puanımın tamamı hissettiğim yaz atmosferi hatırına oluyor…

Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim. Bir sonraki Netflix yerli yapımında görüşmek üzere!

Geçen Yaz: Bir Yaz Hikâyesi

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap