Frida: Viva la Vida

Yazar: Begüm Öz

Frida: Viva la Vida

Frida Kahlo, çoğumuzun aşina olduğu bir yüz. Portrelerini duvarlarda, tişörtlerde, defter kapaklarında, sözlerini ise sosyal medyada sık sık görüyoruz. Frida Kahlo, popüler kültürle birlikte hayatımızda yer edinmiş durumda. Frida Kahlo denilince kafamızda oluşan bir imge var, hayatına baktığımızda da genel hatlarıyla aşinayız ama hayatına dair detayları pek de bilmiyoruz. 14 Mart’ta Prime Video ile yayına giren Frida ile Frida’nın yazdığı mektuplardan, yazılardan ve resimli günlüğünden yola çıkılarak hayatındaki detaylar gün yüzüne çıkıyor. Frida’nın kendi ağzından anlatımıyla bizzat birinci elden hayat çizgisine şahit oluyoruz. Sadece Frida’nın seslendirilmesi yer almıyor, aynı zamanda kocası Diego Rivera, arkadaşları, sevgilileri, o dönemin bazı tarihi figürleri de seslendiriliyor. Bu animasyon belgeselin Türkçe bir altyazısı bulunmamakta, seslendirme seçeneğinde ise sadece İspanyolca ve İngilizce var.

Belgesel Frida’nın ailesinden başlayarak nasıl bir ailede doğduğu, ailesindeki inanç ve düşünce farklılıklarını, meraklı bir çocuk olarak dünyayı sorgulamasıyla başlayıp Frida’nın ölümüne kadar olan süreci Frida’nın his ve düşünce dünyasından yansıtmakta. Yaşadığı otobüs kazasıyla tüm dünyası alt üst olan, sağlık sorunlarıyla mücadele eden Frida’nın değişim sürecini görürüz. Hayallerinde doktor olmak varken annesinin yaptığı tahta mekanizma ve yatağının üzerine asılan ayna ile resim yapmaya başlayan Frida için sanat yolculuğu başlar.

Frida iyileştikten sonra tablolarını komünist ressam Diego Rivera’ya gösterip resme yeteneğinin var olup olmadığını sorması ve Diego’nun Frida’nın yetenekli bir ressam olduğunu söylemesiyle Frida resim yapmaya devam eder. Aralarındaki ilişki başlayıp daha sonra bu ilişki evliliğe evrilir. Diego, sadık bir koca değil, bir kadın avcısıdır. Frida’nın da kadın ve erkek olmak üzere pek çok sevgilisi olur hatta sürgünde olup Meksika’ya sığınan Troçki ile de bir ilişkiye başlar. Frida’nın en yakın arkadaşı olan kız kardeşi Christina ile Diego’nun ilişki yaşadığının ortaya çıkmasıyla Frida ve Diego’nun evlilikleri biter. Bu durum yüzünden uzun bir süre acı çeken Frida bu acısını resimlerine yansıtır ama daha sonra kız kardeşini affeder. Yıllar sonra Frida’nın hastalığı kötüye gittiğinde Frida için endişelenen Diego, Frida’ya evlenme teklifi eder. Böylece tekrar bir araya gelirler.

Feminist sanatta kadınların varlığını görünür kılmak önem taşır. Kadınların yaşadıkları deneyimler, düşünceler merkeze alınır. Frida’nın sanat hayatı süresince kadınların gerçek yaşanmışlıklarını, gerçek deneyimlerini ele aldığını görürüz.  Bunlar; kadınlık, doğum, düşük, emzirme, kürtaj gibi yaşanmışlıklardır. Aynı zamanda toplumdaki cinsiyet kalıp yargılarını ve toplumsal cinsiyet rollerini reddettiğini hem yaşantısından hem de yaptığı tablolarından görürüz. Maskülen bir şekilde giyinir, genç asi çocukların olduğu bir gruba girip oradaki tek kız olarak türlü türlü haylazlıklar yapar, kaşlarına ve bıyığına asla dokunmaz, hatta otoportrelerinde daha da belirginleştirir. Daha sonra iki kez evleneceği Diego Rivera ile ikinci evliliklerinde kendi işinin kazancıyla geçimini sağlayacağını, ev masraflarının yarısını karşılayacağını söyler. Yaptıklarıyla ve çizdikleriyle topluma karşı gelir.

Frida, sürekli bir mücadele halinde. Ezilenlerin acısını hissederek yüreğindeki savaşma ihtiyacıyla kazadan sonra yürümeye başlar başlamaz komünist partiye katılır. Pek çok doktor müdahalesine rağmen hastalığına çare bulunamayacağını anladığı zaman yaşamak için büyük bir istek duyar, çok gülmenin verdiği güce inanır. Hayatını tamamlayan bir unsur olan resme sağlık durumu kötüye gidip sağ bacağı kesildiğinde dahi devam eder. Frida ölümden korkmaz, ona göre birçok hayata sahip olmak her şeyi çizmek için yeterli olmayacaktır.

Frida Kahlo’nun zor koşullara rağmen yaşamaya istek duyması bizim için muazzam bir örnek. Bizler de Frida gibi hayatlarımızın tamamlayıcı unsurlarını bulmalı, zorluklara karşı yüzümüzden gülümsememizi eksik etmemeliyiz. Yaşamak için istek duymaya ve içimizdeki o mücadeleci ruhu bulmaya çabalamalıyız.

Yaşadığımız zorluklara rağmen güçlüyüz, yaşamak da çok güzel. O zaman VIVA LA VIDA!

İzlemeyenler için 2002 yapımı Frida filmini de öneriyorum.

Frida: Viva la Vida

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap

Bu internet sitesinde, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Bu internet sitesini kullanarak bu çerezlerin kullanılmasını kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazlası...