Ana sayfa » Çatlak: Sevgisiz Bir Aile Hikâyesi (Ankara Film Festivali Özel)

Çatlak: Sevgisiz Bir Aile Hikâyesi (Ankara Film Festivali Özel)

Yazar: Zeynep Polat

Çatlak: Sevgisiz Bir Aile Hikâyesi (Ankara Film Festivali Özel)

Sona eren 32. Ankara Film Festivalinin ardından, festivalin çok konuşulanlarından 2020 yapımı Çatlak filmi ile karşınızdayım. Fikret Reyhan’ın yazıp yönettiği film, aynı apartmanda yaşayan kalabalık bir ailenin aile içi sorunlarını ödenmesi gereken bir borç üzerinden ele alıyor. Yapımın öne çıkan yönü yarattığı gerçeklik atmosferi; karakterlerden kurguya her şey o kadar doğal ki sıradan bir Türk ailesinin evine gizli kamera konulmuş gibi seyrediyoruz olan biteni.

Ailenin çocuklarından biri olan Fatih’in (Hakan Emre Ünal) yurt dışına gittiğinde ailesine göndermek için arkadaşı Ayhan’dan aldığı borç filmin belkemiğini oluşturuyor. Fatih Türkiye’ye döndükten sonra da borcu ödemeyince Ayhan, Fatih’i evinde ziyaret ederek ailesinden borcunu ödemesini ister. Ayhan’ın bu isteği üzerine ailenin zaten gergin olan ekonomik bağları iyice harlanır ve büyük bir kargaşaya dönüşür. Ekonomik çıkarlar üzerinden büyüyen tartışmalar ailenin zayıf bağlarını gün yüzüne çıkarırken iç karartan geleneksel Türk aile yapısının başarılı bir yansımasını izliyoruz.

Filmin malzemesi bol değil; mekân sabit, kişi sayısı aile bireyleriyle sınırlı ve izlediğimiz olay da dallandırıp budaklandırılabilecek türden değil. Ancak senaryo öyle sağlam ki bu sınırlılıklara rağmen film ilgi çekici hale gelmeyi başarıyor ve film boyunca tempo hiç düşmüyor. Başarılı karakter tasarımları her ailede rastlayabileceğimiz tiplemeler oluşturmayı başarıyor. Hatta öyle ki eğer kalabalık bir aileniz varsa kendi ailenizde yaşadığınız bir tartışma ortamını izler gibi hissedebilirsiniz. Kimi sessiz kalırken kiminin kolayca hiddetlenmesi, birileri fedakârlık peşindeyken diğerlerinin kendi çıkarlarını gözetmesi, söylenen yalanlar ve geçmiş hesaplar tartışmanın dozunu iyice artıyor. Bazen güldüren bazen ortamı geren sağlam diyaloglar da merak duygusunu canlı tutuyor.

Yönetmenin amacı ortadaki sorunu çözmek ve borcun nasıl ödeneceğini izletmek değil, film de bunu göstermeden noktalanıyor zaten. Yönetmen bize hayatın içinden gerçek bir hikâye sunmayı amaçlıyor ve başarıyor da. Dışarıdan sıcak görünen kalabalık aile ortamlarının iç taraftan soğuk ve sevgisiz ilişkilerden ibaret olduğunu vurgulamaya çalışıyor. Başarılı kamera açılarının da etkisiyle boğucu atmosferi fazlasıyla hissediyoruz. Özellikle Fatih’in yaşadığı çaresizlik onunla bütünleşmemi sağlıyor, eşinden bile destek göremiyorken herkesin üzerine gitmesiyle yaşadığı gerginlik artıyor. Karakterlere duyduğunuz yakınlık ekseninde haklı veya haksız bulduğunuz kişiler değişiklik gösterebilir, benim haklı bulduğum kişi Fatih’ti. Zaten film Fatih üzerinden anlatılıyor ve dolayısıyla onu haklı bulmam olağan ancak Fatih’e karşı çıkanlar da zaman zaman kuvvetli savunmalara girişebiliyor.

Kardeşinin gölgesinde kaldığını iddia eden bir abi, aileyle arası limoni olan bir enişte, delikanlı yıllarında genç bir kardeş ve ortalığı birbirine katmaktan kaçınmayan yengeler… Baba karakterine özellikle ayrı bir parantez açmak istiyorum, çünkü kendisi izlediğim yerli sinema karakterlerinin en gerçekçileri arasındaydı. Hakan Salınmış’ın da başarılı performansıyla geleneksel aile yapısının başındaki zihniyet öyle güzel izah edilmiş ki bu karaktere sinir olmamak mümkün değil. Kalıplaşmış düşünceleri ve sabit fikirleriyle aile üzerinde yarattığı baskı olayları daha da çıkmaza sürüklüyor. Diğer yandan ilişkileri dengede tutmaya çalışan anneleri de fedakarlığıyla görmeye alışık olduğumuz anne kalıbına uygun bir karakter oluşturuyor.

Sınırlı bir mekânda ve tek bir günde yaşananlar ele alınıyor filmde; tek mekân filmi olduğu da söylenebilir. Sıradan bir konuyu bu sınırlar içerisinde işlemek riskli bir girişim gibi görünüyor ancak yönetmen bunun üstesinden rahatlıkla geliyor. Tek bir sekansa sığdırılan kameranın salon içerisinde dolaştığı sahne o kadar başarılı ve emek harcanmış ki izlerken seyir zevkine doyum olmuyor. Film ekibi bu sahneyi çekerken oldukça zorlandıklarını ifade ediyor. Filmde az veya çok role sahip tüm oyuncular oldukça başarılı performanslar sergiliyor. Yani kısıtlarla dolu bu film senaryo üzerine yatırılmışken oyuncular da senaryoyu destekleyen bir görev üstleniyor ve ortaya başarılı bir iş çıkıyor.

Fikret Reyhan’ın henüz ikinci uzun metrajlı filmi olmasına rağmen Çatlak’ın topladığı ödüller şaşırtıyor ve bu başarısını hak ediyor diye düşünüyorum. 40. İstanbul Film Festivali’nde “En İyi Yönetmen” ve “En İyi Senaryo” dallarında ödül kazanan film, uluslararası sinema yazarlarından oluşan FIPRESCI’de “En İyi Film” seçildi. Ayrıca film, katıldığı 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde tüm kadın oyuncularına (Tuğçe Yolcu, Süreyya Kilimci, Elif Ürse, Gülçin Kültür Şahin, Canan Atalay) “En İyi Kadın Oyuncu” ödülü getirmiş ve Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü’nü kazanmıştı. Son olarak 32. Ankara Film Festivali’nde SİYAD En İyi Film Ödülü’ne layık görülürken, yönetmeni Fikret Reyhan’a “En İyi Yönetmen” ödülünü kazandırdı.

Ben filmin hayatın içinden ve doğal oluşunu çok sevdim, bu denli gerçek performanslar sergilemek kolay olmasa gerek; değerlendirmem 7/10. Son olarak filmin yakın zamanda izlediğim ve çok beğendiğim Shiva Baby ile olan benzerliğine de dikkat çekmek istiyorum. Umarım yazımdan keyif almışsınızdır, sinemayla kalalım (:

Çatlak: Sevgisiz Bir Aile Hikâyesi (Ankara Film Festivali Özel)

Bunlar da ilginizi çekebilir

Yorum Yap